kuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2018

görülemeyen pena sarayı

pandotrip.com

İşte bulutların olması gereken seviye buydu -ya da hiç bulut olmamalıydı da aşağıyı görebilmeliydik. Bizim gördüğümüzse şuydu: 


Tabi buna görmek denebilirse. Lizbon'a gitme ihtimali doğduğunda hemen takip ettiğim gezi bloglarına baktım. Sintra'ya mutlaka gidilmeli, orada Pena Sarayı mutlaka görülmeli yazıyordu çoğunda. Derinlemesine bir Google taramasıyla ikna oldum. Görsellere bakıp da ne var ki bunda denilecek gibi değildi doğrusu. Mesela:


Fotoğraf hilelerinden az çok haberdarım. Bunun aynısını göreceğim diye hiç umutlanmadım ama mimarisine, renklerine tav oldum. Daha Lizbon'u görmeden buraya gelişimizin asıl sebebi işte bu saraydı. 

19 Nisan 2018

amsterdam II



Bana bir gün yüzünü dönmeyen şu şehre gidişimin üzerinden 3 sene geçti. Artık son diyeceklerimi diyeyim de başka yerlerden aksın şu blog. Oraya gitmeyi planlayanlarla konuşurken, burada yazdığımın aksine, şehri öve öve bitiremem. Onlar da orada titresin, sinirlensin isterim. Hainliğimden değil, güzel bir gaye güttüğümden: bir topluluğu ortak amaç için birleştiremezseniz ortak düşman üzerinden birleştirebilirsiniz. Heyhat! Giden hiç kimse benim gibi dönmedi. Ulan Amsterdam, bana mıydı garezin!


1 Eylül 2016

sardes a.k.a. sart harabeleri


senelerdir salihli'ye gidip gelirmişiz de ilkay'ı bi sart'a götürmemişim. üstüne üstük bi de hep anlatıp duruyormuşum sart şöyle güzel, tapınağı böyle güzel diye. söz vermişim hatta! hatırlamıyorum ama bu hassas yerimdir; bi söz verdiysem tutarım. o konuda hala angaralıyım. kalkın da yola düşelim, dedim. --böyle artistlendiğime bakmayın salihli'den sart'a gitmek 10 dakikadan fazla değil. yani benimkisi harbiden süzme eşeklik--

3 Haziran 2014

cinque terre'ye bi gidin de...

gevezelik ederken söylemeyi unuturum belki: şu aşağıdaki fotoyu ben çekmedim, keşke ben çekseydim. italya gezisini yavaştan şekillendiriyordum ve bu fotoğrafı gördüm. oraya gidenlerin bloglarını okudum hemen. sonra roma'daki bir günün üzerine bir soru işareti koydum ve bu bölgeyi ekledim listeye. gezi arkadaşlarıma gönderdim. teklifim ayakta alkışlarla kabul edildi...


cinque terre toscana'da değil, italyan riviera'sında ve liguria bölgesinde. dağlarla deniz arasına sıkışmış bir bölgede bir sürü köyden oluşan bir bölge. cinque terre'yi -adından da belli- asıl olarak beş köy oluşturuyor, 5terre de deniyor. buralara arabayla ulaşım yok. ya denizden ya da trenle gelebilirsiniz. bölge cinque terre ulusal parkı olarak tescil edilmiş ve unesco dünya mirası listesinde. italya'nın en ünlü yürüyüş yolları buradaymış. bizim de gidip trekking yapma planımız var.. en baştan başlayalım... buyrun...

5 Mayıs 2014

tematik roma II

(yazdıkça yazasım geldi. bence sadece fotoğraflara bakın :) )

işte ikinci bölüm. cestius piramitini zorunlu ziyaretimiz sonrasında yönümüz kolezyum, flavianus amfitiyatrosu. gezmek için değil, yolumuzun üstünde diye. ilk planımıza uysaydık santa maria in cosmedin'e uğrayacak sonra circus maximus'u boydan boya geçip kolezyum'a varacaktık. olmadı. çok daha aşağıdan geldik. 


circus maximus bir hipodrom. burayı gördükten sonra insan afrodisias'ın değerini daha çok anlıyor. orası neredeyse tamamen ayaktayken burada tek bir şey kalmamış desek yeri. bakınız bu blogda:  afrodisias . benimki sadece görmek yönünde bir istekti. kendimizi antik roma temalı bir diğer roma gezisine saklıyoruz ya :)

2 Nisan 2014

dusit şeyleri


bangkok'tan ülkeye dönmeden önce geçirebileceğimiz biraz daha zamanımız varmış demek ki. dusit kraliyet sarayına gidelim bari dedik. yanımdaki drkk yeterince buda gördüğünü söyleyerek budist tapınak gezilerimin kaderini belirledi. gerçekte benim görüdüğüm buda sayısının 20'de birine bile erişmemiştir (bkz. wat pho). tamam dedik düştük yola..


25 Mart 2014

pattaya 2


normalde bir kentin arka sokakları genelev bölgesidir ama pattaya'da durum tam tersi. bütün kent bir fuhuş ekonomisinden besleniyor desek yalan olmaz. ama buranın da arka sokakları varmış ve kabul etmeli ki çok daha güzel. açıktaki adaya gitmeyenler koskoca otel komplekslerinde 5 yıldızlı lüks tatiller yapıyorlar. biz de o otellerden birinde, royal cliff hotel'in konferans salonunda görevimizin başındaydık..


3 Aralık 2013

beyşehir & eğirdir gölü




konya sonrası yolumuzu biraz daha dolandırdık. benim niyetim vardı zaten ama bir de denizli'den beyşehir üstünden gelsinler, o yol güzel tavsiyesi gelince kaçınılmaz olan oldu. bozkırdan kurtulup bir an önce suya kavuşma arzusuyla yola düştük. yol uzadıkça uzadı. o sıcakta sonuçları biraz acı oldu..


28 Eylül 2012

tripkronik



gezintilerimiz. bir konu işgal etmeyeceği için değil de buradaki diğer gezilere çok benzemedikleri için burada ayrıca ve toplu halde duruyorlar. yine bol bol neşe var. arada da can sıkıntımız. toparlıyoruz işte...

30 Temmuz 2012

ska ska saka



geçen kasım ayından. kurban bayramı için salihli'deyiz. bir ara kaçtık. güya kuş fotoğrafı çekmeye gittik. tamam kuş var da.. aman neyse. çekemediydik yine. oynadım da şunlar oldu işte. instagram niyetine. saka maka.


26 Şubat 2012

ekim '11


ankara'da bir can sıkıntısı anında yaptığımız saçma gezi.. incek'te kahvaltı, ardından gölbaşı. ankara'nın güzelliği işte. ne yana gitsen orada atraksiyon. eğlence. gırla. kimi de geri dönüyor bu kente! allah allah ?

7 Ocak 2012

eymir & tolgacan


eymir'e özel davet üzerine gittik. şimdi bizim tolgacan'ın çalıp ettiği bir grubu var. arada toplaşıp eymir'de yiyip içip çalıp söylüyorlarmış. tolgacan'ın doğum gününde de çalacaklarmış. bizi de çağırdılar sağ olsunlar...


6 Ocak 2012

75-300mm

bilirsiniz, hep bir zoom lensim olsun da kendime yetecek kadar kuş fotoğrafı çekeyim diyordum. tamron 75-300mm f:4/5.6 macro'yu fiyatı düşmüş görünce bir arkadaşın da gazına gelip aldım hemen. sonuç tam bir hayal kırıklığı. 'kendime yetecek' kelimesini her kullanışım çok bilinçliydi. adam gibi kuş fotosu için en az L serisinin 70-200'üne geçmek gerektiğini biliyorum. tabi ki doğal hedef aynı serinin100-400mm'ü. en başta azçok diyordum ama. çok ama çok başarısız bir lens olduğuna kanaat getirdim. haa ışık güzel olunca tripod kullanamdan dahi macro'da iyi sonuç verdiğini de gördüm. ama amaç kuş fotoğrafına giriş olunca hezimet. ya bu sevdadan vaz geçeceğim temelli, veya arabayı satıp o lensi alacağım...


ama lensin bana şöyle bir artısı oldu. atıl hale geçmiş bir bünyeyi bahaneyle araziye vurdu da az çok kendime geldim. gelmişim demek doğru sanırım. şimdilerde götümü  yerden 1 santim dahi kaldırmak istemiyorum. işte o nedenle eski fotoğrafları deşip duruyorum. bahaneyle eldekileri tüketiyoruz. yıl sonu bilançosu...


15 Ekim 2011

brno II


pek bi şey demicem. güzel kent işte. hatta bazen inanılmayacak kadar. brno'daki ikinci günümüz. kronolojik (!) devam...


16 Ağustos 2011

colorado springs revisited



uzun aradan sonra merhaaba. "blogların sürekliliği için haftada 1-2 entry girilmelidir" kuralını ihlal ettim. koptum. geri gelmektir niyetim. zaten ne oluyorsa oluyor da bu yaz ayları pek bi eziyetli geçiyor blog için. neyse ki bir sürü bahanem de var. ev taşıdım. araba aldım. bizimkileri ağırladım. ve de bu colorado bahsi gerçekten çok sıkıcı. neyse ki kafamda toparladım azıcık. bu hariç iki başlık sonra ve bitti, işte bitti! çığlıkları atacağım. ne sıkıcıymış burası, ne sıkılmışım burada. mart ayının üstünden asır geçti, ben hala sıkılıyorum oraları düşünürken...

1 Mayıs 2011

bu ne yaygara


6 ay geçti üzerinden neredeyse. işte kanada'dan niagara şelaleleri.
benim için kanada'nın sonudur her anlamda...

18 Mart 2011

mavi


buraya kadar koşa koşa geldiğime değdi. sigaradan kurtulalı 3 ay olmuştu ben oradayken. onca sıkıntılı zamanda sigara aklıma gelmişti de içmeyeceğim deyince gitmişti aklımdan, ama burada bir türlü kurtulmadım o duygudan. iyi ki diyorum, allahtan, yanımda yöremde sigara yokmuş, iyi ki kanadalılar çok temiz medeni insanlarmış da izmarit bile bulunmuyormuş yerde. bulsam içer miydim bilmiyorum ama bulamadım ya, bulsaydım içerdim gibi geliyor şimdi. neyse, daha önce cn tower'ı anlatırken toronto'da en sevdiğim ikinci yer demiştim galiba. işte burası, ontario gölü, toronto'da en sevdiğim yer oldu. içinde olduğum park dikmen'deki sıradan bir semt parkından büyük olmasa da göl onu eşsiz kılıyor. hatta şunu da söyleyeyim: bu kadar sonbahar bile yetmiş...


17 Şubat 2011

ottawa part IV


ottawa'yı bitireyim de ikinci durak toronto'ya gideyim artık. yoksa ben bu fotoğrafları bitirip buraya koyamadan gideceğim başka bir yere o olacak sonunda ! :)

8 Temmuz 2010

elimde kalanlar - 1

uzun bir aradan sonra yine ben! gerçi 20 gün olmuş ama bloglama için uzun bir ara. neden bu kadar geciktim sorusuna verecek yanıtım "fotoğraf çekmiyorum da ondan" değil. fotoğraf çekiyorum yine, arada, sırada. yalnız şöyle bir durum oluştu. google analytics sayesinde siteye kimler neden gelmiş az çok görebiliyorum. son zamanlarda "grup yorum" konseri ile ilgili aramalar sonucu buraya gelmiş ve takip etmeye karar vermiş olan bir çok izleyici var. ve ben buraya ne koyacağımı o yüzden biraz şaşırdım. blogu yapmaya ilk başlarken çektiğimiz fotoğraflar üzerinden bir foto-günlük gibi bir şey olsun istemiştim. yani yediğimiz, içtiğimiz, gittiğimiz, katıldığımız, sinirlendiğimiz, eğlendiğimiz, güldüğümüz şeyleri fotoğraf üzerinden bellekte tutmaktı asıl amacım. ankara'ya mahkum bir çalışan olduğumuz için ve bittabi ankara'da ve ülkede olup bitenlere sadece seyirci kalamayacağımız için blogda bolca eylem ve foto-haber etiketli başlık oldu. bu biraz blogun gidişini kaydırdı. oysa bu blogu kafamda tasarlarken amatör fotoğrafçı olarak "sanatsal fotoğraf", "eylem fotoğrafı", "aile, eş, dost fotoğrafı" ve/veya "gezi fotoğrafları" diye bir ayrım yapmamıştım. yani hem gündem içinde ne hissetiğimiz olacaktı hem de eşin dostun düğünü sünneti, hem gezdiğimiz yerlerden anılar olacaktı hem de kedilerin zıpırlıkları. şimdi o yüzden gerginim. belli google aramalarından dolayı burayı takibe geçmiş kişilere "biz antakya'dayken ..." veya "biz bilmem nerede içerken ...." diye başlayan cümlelerle bizim kendi fotoğraflarımızı mı sunacağım?

maalesef öyle... blogun bir şekilde takip edilmesi hoşuma gitmiyor da değil tabi. gidiyor. ama yaşam da (yaşamım da) devam ediyor. kimseye bir şey vaad etmedim ama kendi kendime olay çıkardım. neyse, dostlar, ben devam ediyorum. günlüğe düşülmesi gereken notlarla...


uzun süredir düzenlediğim ama fırsatını ve bahanesini bulup da buraya koyamadığım fotoğrafları fotoğraf makinesine kavuşmamızın 1. yılı şerefine buraya eklemeye başlıyorum... konu, kişi, mekan ve zaman bütünlüğü yoktur....


19 Şubat 2010

hayvanat



tekel direnişi serisine küçük bir ara... az da olsa yeni lensimizin keskinlik ayarlarını göstermek gerek. tabi odaklama becerimizi veya beceriksizliğimizi. serçe! çok güzel kuşsun. 50mm ile bile çekilebiliyorsun :)