ontario etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ontario etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1 Mayıs 2011
bu ne yaygara
6 ay geçti üzerinden neredeyse. işte kanada'dan niagara şelaleleri.
benim için kanada'nın sonudur her anlamda...
4 Nisan 2011
bir ki birkiüç daha fazla toronto!
artık toronto malzemesinin sonu. çok istediğim ama net olmayan fotoğraflar da var burada, sadece dikkatimi çektiği için bir kadraja aldığım 'kötü' veya 'olmamış' fotoğraflar da var. ama hepsi bana bir şey anlattığı için var burada. aslında bir slayt şov hazırlama programı bilseydim, bunları o halde sunmayı isterdim. neyse, işte olan olmayan güzel çirkin ama mutlaka kare fotoğraflar. toronto'dan son...
toronto'dan son fotoğraflar dizisine 'the world needs more canada' ile son vermem pek tabi bilinçli bir tercih. buraya bu fotoğrafı çok beğendiğim için koymadım. "dünyanın daha çok kanada'ya ihtiyacı var"!. dünya türk olsun'dan daha zekice söylenmiş ama sadece bir ülkeden değil bir idealden de bahsettiği için yerinde bir cümle belki de. bu idealin ne olduğu çok yerinde bir soru elbet...
18 Mart 2011
mavi
buraya kadar koşa koşa geldiğime değdi. sigaradan kurtulalı 3 ay olmuştu ben oradayken. onca sıkıntılı zamanda sigara aklıma gelmişti de içmeyeceğim deyince gitmişti aklımdan, ama burada bir türlü kurtulmadım o duygudan. iyi ki diyorum, allahtan, yanımda yöremde sigara yokmuş, iyi ki kanadalılar çok temiz medeni insanlarmış da izmarit bile bulunmuyormuş yerde. bulsam içer miydim bilmiyorum ama bulamadım ya, bulsaydım içerdim gibi geliyor şimdi. neyse, daha önce cn tower'ı anlatırken toronto'da en sevdiğim ikinci yer demiştim galiba. işte burası, ontario gölü, toronto'da en sevdiğim yer oldu. içinde olduğum park dikmen'deki sıradan bir semt parkından büyük olmasa da göl onu eşsiz kılıyor. hatta şunu da söyleyeyim: bu kadar sonbahar bile yetmiş...
16 Mart 2011
graffiti
tamam çok büyük bir beklentim yoktu çin mahallesine giderken, ama yine de çin mahallesinde ucuz çin malı ıvır zıvır satan dükkanlar yerine biraz çin işi bir yaşam görmek isterdim yine de. ottawa'nın çin mahallesini yetersiz bulmuştum ama sokaklarında 127 dilin konuşulduğu toronto kentinin çin mahallesinin daha gösterişli ve daha çinli (hadi uzakdoğulu olsun) olması gerekmez miydi? değil. zaten tanıtım broşürlerinde burası "china town" isminde olsa da korelisinden tayvanlısına, japonundan çinlisine uzakdoğulu herkesin ikamet ettiği mahalle deniyor. bu anlamda torontonun "asyalı"ları çin asimilasyonuna uğramış bile sayılabilirler...
14 Mart 2011
york'un mektebi sultani'si
hızlı hızlı yürüyorum dedim ya, aslında hem bu yüzden hem de japon turist olmayayım diye bir sürü fotoğrafı (!) pas geçiyorum. tabi soğuk hava yüzünden sürekli olarak hareket etmek zorunda kaldığım da unutulmasın. ama yine de urban trekking kurallarına bağlı kalıp geçtiğim rotayı belirlemek için durup ara ara fotoğraf çekmek zorunda kalıyorum (gene parantez içi ünlem)....
12 Mart 2011
church - wellesley village
toronto'da çektiğim fotoğrafları doğru dürüst bir sıralamaya koyamadım. ben de görüşmelere gidip gelirken kayıt altına aldıklarımı daha sonra kullanmak üzere bir kenara koyup kentin sokaklarında yalnız başıma yürüme şansımın olduğu cuma gününden başladım. yürüme rotamla aynı hatta fotoğraf koymakla başlıyorum efendim. buyrun:
27 Şubat 2011
cn tower
toronto'nun en sevdiğim ikinci yeri cn tower oldu. belki başka şartlar altında listebaşı bile olurdu ama bu sefer öyle. bu bloga kanada'ya gidiyom ben diye koyduğum fotoğrafta da görülebileceği gibi neredeyse tüm toronto fotoğraflarında bu kule haliyle mevcut. gidenin görmeme şansı yok tabi. ben fırsat olsa da çıksam diye düşünürken, tam kanada'ya gideeğimiz günün öncesinde kanadalıların cn tower'da bir öğle yemeği ayarladığını öğrenip göklere uçuyorum. hem bir dileğim gerçekleşiyor hem de kanadalılar nihayet bir yemek ısmarlayacaklar bize :)
21 Şubat 2011
yollarda
nihayet yollardayız ve kanadalıların deyimiyle "ağaç sayıyoruz". bunu ilk duyduğumda bu heriflerin kültürsüzlüğüne vermiştim ama biraz erken bir yargı imiş bu. çünkü rakım farkı olmayan bir yerde zaten etrafta görecek bir şey varsa da göremezsiniz, hele ki geçtiğiniz coğrafya sulak alan ekosisteminin tam ortasıysa ve ağaç dikeni döven yoksa. yani gittik 5-6 saat yol ama pek de bir şey gör(e)medik. yine de, yalana ne gerek, gördüklerimden ziyadesiyle hoşnutum...
17 Şubat 2011
ottawa part IV
ottawa'yı bitireyim de ikinci durak toronto'ya gideyim artık. yoksa ben bu fotoğrafları bitirip buraya koyamadan gideceğim başka bir yere o olacak sonunda ! :)
13 Şubat 2011
Me siento afortunado (ottawa part III)
kanada ile ispanyolcanın gram alakası yok. hem başlığımız çok dilli olsun diye hem de ispanyolca öğreneceğimi millete duyarayım da bir taahüt olsun diye ispanyolca oldu başlık. evet, çocuğum olacak ve evet, ben yine bir okula kayıt yaptırdım (annem babam duymasın!). efendim bu seferki macera ankara üniversitesinde :)
günlerden pazartesi. ve biz asıl geliş amacımızı icra etmek üzere yoldayız. ilk gün ya, bizim için çok yoğun bir program hazırlanmış. hava daha güzel, daha fotografik. ama biz çalışıyoruz. normal şartlarda mesai saatlerimi tükettiğimin masamın 8-9 bin km ötesinde.
8 Şubat 2011
I fell lucky (ottawa part II)
ottawa tam bir başkent. simcity4’te planlanmış, cetvelle özenle çizilmiş geniş sokaklar, ticari downtown ile hükümet binalarının iç içeliği, etrafını saran ikamet alanları… şimdi kendisini chpyi kurtarmaya adayan sencer hocam (ayata) urban sociology dersinde anlatmıştı bana bu kuzey Amerika yeni kıta kentlerinin yapısını. bu ottawa hık demiş de burnundan düşmüş o anlatılanların. chpyi kurtarmaya kendisini adamış bir diğer hocam, tarık hocam (şengül) da urban policy planning derslerinde demişti aslında bu downtown döneminin kapanıyor olduğunu. anlaşılan o ki bu kanada o kadar stabil bir ülke ki –bu ülkeyi sırf 20.yy'da 69 yıl liberal parti yönetmiş- kentsel değişim bile farklı yaşıyor. mesela new york veya chicago gibi bir kent yok güvenlikmiş yok kentsel yenilenmeymiş derken rantsal değişime maruz kalıyorken, mesela vatandaş downtown’u kent yoksullarına yani halka terk edip güvenlikli banliyolarına sığınırken, bu kanada’da pek öyle görünmüyor. kanada abd’den çok daha genç, çok daha çokkültürlü, çok göçmenli –hala alıyor, ilgilenenlere, ama bir o kadar da güvenli olan kanada’da (michael moore’a çak bi selam!) downtown’u terk edişin nedeni olarak başka bir neden bulunması gerekiyor bu nedenle. ama banliyöleşme eğilimi burada da var (gördük de söylüyoz, mesela bizim büyükelçiliğinde içinde olduğu ultrazenginlerin mahallesi de kent dışında). buna bahane olarak ne bulduklarını sormayın, bilmiyorum. gerçi ben new york’ta, new haven’da, boston’da ve providence’da da gece dolaştım ve onların tehdit dediklerini ben dert etmedim ama bu belki de turist ahmaklığıydı bilemem. Bu ahmaklığın boyutları vakti zamanında harlem’in ortasında bir hostelde ikametimden ölçülebilir heralde. Dediğim gibi, güvenlik endişesi mi? bi ankara’da bi dolaşın siz…
7 Şubat 2011
J'ai de la chance (ottawa part I)
aslında çoktandır niyetim vardı bu fotoğraflarla uğraşmaya da bir türlü adamlar şöyle yapmışlar, böyle düşünmüşler moduna giremedim bir türlü. bir de zorunlu aradan dolayı oralarda dolanırken düşündüklerimi hissettiklerimi unutur gibi oldum. o da zor geldi. ama klavyenin kendi kişisel yeteneğine güveniyorum. yazacaz bişeyler.
blogun asıl hedefine doğru alınmış önemli bir mesafe var artık. blogun asıl amacı kişisel bi fotoğraf günlüğü tutmaktı; geçmişe bakınca "2009 şubatında şu olmuştu harbiden yaaaa" diye hatırlayabilmekti hedef. ilkay'la konuşurken hep olur da bir çocuğumuz olursa onun için çok eğlenceli olacak bu blog dedik kaç kez. neyse artık hedeflerden belki de en büyüğü yola çıkmış küçüğe anasının babasının ne menem şeyler olduğunu anlatacak olan bu blogu ihmal etmemek. gel bakalım bebek! geleceksen göreceğin de var :) ---- evet evet baba oluyom ben ! :) j'ai de la chance !!!
30 Ekim 2010
çınar
9 günlüğüne uzun bir yolculuğa çıkıyorum.
süre değil yol uzun
istikamet, kanada....
görüşmek üzere...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)