ayvalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ayvalık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Eylül 2009

ayvalık ve kedileri...

istanbul'un kedileri olur da ayvalık'ın olmaz mı? hatta burada çok abartı. en başta her çöp tenekesinin kapağının içinde bir kedi var. kedi çeteleri var...

aklıma ihsan oktay anar'ın romanlarını hatırlattılar. dışlanmışlar köhne yerlerden yeni değerleriyle ritüelleriyle varolmaya devam ediyorlar. kedi çeteleri için de aynı şey vardı. cunda'da bir yerde bir grup gördük. 10-15 kedilik. tek bir sağlam kedi yoktu desem yeridir. kiminin kuyruğu kopmuş. bir çoğunun gözleri tam değil. kulağı yırtık olanlar. ama hepsi bir aradalar... aynı şeyi iskele civarındaki kediler için de söylemek mümkündü. semirmiş, güçlü kediler çetesi.. çok güzel hikayeler yazdırtır adama burası. yazmak için illahi akif pirinçci mi olmam gerek acaba? düşünmem gerek...

7 Eylül 2009

ayvalık'ta son saatler




ayvalık için iftar vaktine yaklaşmak demek bizim için ayvalık'tan gitmek vakti demekti. sokakalrda onca dolaşıp koşa koşa deniz kıyısına indik. amacım o ilkay'a nasip olan gün batımını fotoğraflamaktı. ama ayın batışını çekmeme izin vermeyen o hava şartları o muhteşem gün batımına da izin vermedi. allahtan deniz dalgalıydı da çekcek bir şey oldu...

haaa tabi unutmadan. bütün ayvalık martıları puşt!! o kadar elim deklanşörde gözüm vizörde bekledim o kızıllığa doğru bir martı gitsin diye. gitmediler :(

kilise-cami'ler


cunda'da hiç camiye denk gelmedik. mutlaka vardır bir yerlerde mescidimsi bir şeyler ama biz görmedik gerçekten. ama sokak aralarında bolca kilise ve şapele rastladık ki dediğim gibi hepsi harap halde...


ayvalık'ta durum biraz farklı. yine birçok kilise var ve biz cami olarak inşa edilmiş hiçbir binaya rastlamadık (eskilerden bahsediyoruz tabi). gördüğümüz camiler ise camiden çok kiliseyi andırıyordu. tamam alışkınız kiliseden bozma camilere ama hiç mi orijinal cami yok? varmış aslında ama biz görememişiz: hamidiye camii varmış, sultan II. abdülhamit yaptırmış 19. yy ortalarında. tek özgün cami buymuş (kaynak wikipedia). onun varlığından haberdar değildik, yolumuza çıkmadığı için de pas geçmiş olduk :(


ayvalık çocukları...

ayvalık'ta fotoğraf çekerken hiç zorlanmadık. şeker gibi insanları var. insan ister sitemez işte ege insanı diyor :) sokaklarda çocuklar önünüzü kesip abi/abla bizi de çeksene diyorlar ve hemen poz vermeye başlıyorlar. bazı durumlarda 3 kişilik çocuk grubunu tüm olasılıklarıyla çekiyorsunuz. 3ü bir, 2şer 2şer, teker teker gibi.. ben sokakta çocuk görünce fotoğraf makinesini ilkay'a teslim etmekte buldum çareyi. ama yine de kaçamadım. bunlar benim gönüllü ve çok istekli modellerim...

bizimkiler ve sizinkiler

değirmenin olduğu caféde bu amca oturuyordu. ziyarete gelenlere birşeyler anlatıyordu sürekli. isteyene bina hakkında bilgi veriyordu isteyene cundayı, ayvalığı anlatıyordu. kendisi pek hatırlaması babası, amcası anlatırmış buraları. senelerce buradaki rumlarla el bebek gül bebek geçinip gitmişler. birileri azıp işleri karıştırınca ortalık bulanmış tabi...amcayı fotoğraflamak için çok kastım. (fotolardan belli zaten). tam işimizi bitirdik hadi gidelim derken koca bir turist grubu geldi. yunanistan'dan. selanik'ten çıkmışlar. antalya'dan bu yana geze geze dönüyorlarmış. başlarında iki tane siyah cüppeli, sakallı papaz. biri gandalf'a benziyor diğeri pek bi mendebur suratlı. küçük bir ayin yaptılar kilisede. sonra anlatmaya başladılar -bilmiyoz tabi ne anlatıılar. bizim amca anladı ama. durdu durdu yunanca konuşmaya başladı. ama grup şaşırmadı sanırım çnkü ayvalık nüfusunun çoğu göçmen zaten...

değirmen ve kitaplık

bilemediğimiz dar sokaklardan geçerek eşşek gibi yokuşlardan tırmanarak bulduk değirmeni. bize kimse yanında bir de kitaplık olduğunu söylememişti. şaşırdık. en başta bu kitaplığın ne bileyim değirmenin deposu falan olduğunu sanmıştım, ama değilmiş. içeride meryem ana ve isa figürlerini görünce dank etti kafa...

cunda...

deniz'i bursa'ya dilek'i istanbul'a yolladıktan sonra akşam otobüsümüze kadar cunda ve ayvalık'ı tavaf etmeye karar verdik ilkay'la. ilk durağımız tabi ki cunda oldu...

cunda ayvalık'a göre çok turstik bir yer. ayvalık içerisinde tekne turu satmaya çalışanlar hariç turist için cazgırlık yapan pek yok. ama cunda da herkes bağırıyor: sakızlı dondurmaaaa, rakı-bağğğğğğğlık, ayvalık tostuuuu, sonsuz mezeeee, vs.. hediyelik eşya pazarı vs. cundanın sokakları ayvalık'a göre bir hayli ıssız. ve evler daha köhne. aslında garip. daha turistik oysa..

6 Eylül 2009

panaromik - plajik çalışmalar...

midilli'nin bu kadar yakın bu kadar uzak olması garip. bir deniz bisikleti kiralasan gidilir heralde. ekşide hava güzelse ve şansınız varsa midilli'deki kasabaları köyleri görebilirsiniz diyordu. ayvalık, cunda ve sarımsaklı'da sürekli olarak mübadele lafı geçiyor zaten. midilli ve girit'den gelen türkler bu bölgeye buradaki rumlar da midilli ve selanik'e gönderilmişler. çok acı bee.. eskiden kahvesinde oturup dama oynadığın arkadaşlarının karşı köyde yaşamaya devam ettiğini bileceksin, temiz havada o köyü göreceksin ama oraya gidemeyeceksin.. yazık!!

sarımsaklı...

sarımsaklı'da gerçekten bir şey yok. tek güzelliği var. o da uzun ve geniş kumsalı. denizi soğuk. hele ki bizim ilk günümüz gibi rüzgar karadan esiyorsa sıçtınız! baya sığ bir deniz. didim kadar da değil ama. velhasıl kelam sahil harika, deniz orta, muhit eksiii.


ayvalık ve biz..

tekne gezisi sırasında cunda'da azıcık gezebilelim diye mola veriliyor. ama yeter bir mola değil. 45 dakika sadece! sadece tvden izlediklerimden biliyorum ki cunda öyle 45 dklik 3 saatlik falan bir yer değil. ki biz bunu sonradan ilkay'la teyit ettik (sonra yayınlanacak :) )


cunda'dan hemen sonra ayvalık'a dönlüyor ve sefahat bitiyor. ayvalık çok şaşırttı beni. ismini çok duymuştum ama nedenini bilmiyordum. hatta sahilden görüldüğü kadarıyla bir şey de yoktu o üne sahip olmak için. ama dilek böğürtlen suyu içmek için ara sokakalara götürünce büyük maceraya başladık. o sokaklar tek tek gezilmeli. her kahvesinde oturulup çay içilmeli...




ayvalık martıları

tekne gezisinin en başında pek de dikkat etmemiştim etrafta martıların yokluğunu. ilk durağımız olan adaya yaklaşırken bizden daha önce adaya ulaşmış bir adanın durduunu milletin denize girdiğini falan gördüm. sonra fark gördüm ki yanaştığımız adanın kıyılarındaki kayalıkların üzeri beyaz martı pisliğiyle kaplıydı. şöyle dikkatli bakınca martılarında orada birşey beklediğini farkettim...sanki az sonra hitchcock'un filminden azgın martılar çıktı ve bize saldırdı gibi anlattım. öyle birşey olmadı :) bu ada bizim aynı zamanda yemek de yiyeceğimiz adaymış. tabaklar önümüze konar konmaz martılar hareketlendiler ve sortiler yapmaya başladılar. pek şenlikliydi ortam...

ayvalık tekne gezisi

evet, bu sene nasibimiz ayvalıkmış...

ilk gün sarımaklı'da bırak fotoğrafını çekeceğimiz şeyi yapacak birşey de bulamadığımız için ikinci gün doğrudan soluğu ayvalık'ta alıp tekne turuna katıldık. aytaç'ın tarif ettiği kareli gömlekli trakyalı kaptanı bulamadık. biz de ağzı en iyi laf yapan adamın teknesine attık kendimizi. ama az buçuk kandırıldık tabi. maden adalarına da gidecektik güya. ama rüzgarın uygun olmaması nedeniyle gidilemedi. o da ne demekse!