kediler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kediler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2014

tematik roma I

roma'daki en uzun günümüzü yazmaya çizmeye girişecektim ama bu kadar uzun bir gün olduğunu unutmuşum. bir türlü başlayamadım. ben de ikiye böldüm! üçü bile bölünürmüş.. 

cntraveller.com
"yarın saat 6'da kalkıyoruz çünkü gezilecek bir sürü kilise var ve bazı kiliseler 6 buçukta, kimisi 7'de açılıyor. güzel bir rota planı ile gezersek rahat ederiz" dediğimde ne kadar ciddiye alınmıştım acaba? ama uyumaya değil gezmeye geldik düsturuyla hareket etmeye pek teşne gezi ekibimiz beni utandırdı sağ olsun. sokaklarda bir biz bir de .. kimse yoktu ulen! 

5 Şubat 2014

wat pho


wat pho veya wat po tayland'daki en kutsal 6 budist tapınaktan biriymiş. aynı zamanda da bangkok'un en eski ve en büyük tapınağıymış. tayland'ın ilk üniversitesi sayılıyormuş. bunlar es geçilmiş, yine içindeki kutsal emanet isim vermiş tapınağa, 'temple of reclining buddha', yani türkçesi yaslanan buda tapınağı. ingilizcesini de yazıyorum, hani yolunuz düşerse rehberlerde ne neydi demeyin diye.. içerisinde devasa bir buda heykeli var. biz de bunun için geldik ama geri kalan yerleri daha hoş buldum ben.

1 Ekim 2012

neşekronik

kusura bakmayın da sıktım sıktım buraya kadar. en baştaki sözümü yeterince tuttum. burayı agucuk bugucuk bebek albümüne çevirmedim. ama benim en nihayetinde bir kızım var ve şu an istesem de istemesem de hayatımın en önemli hadisesi o. işte geçen 1 senede adım adım neşe..


7 aralık 2011. neşe 3 aylık. çirkin kel bir şey..


11 Eylül 2012

turgutreis, gümüşlük ve yalıkavak reloaded

önceki seferde de demiştim ya tatil fotoğrafı diyerek habire kızların fotoğrafını çekmişim. radikal pazar ekinde  türklerin iyi derece yapabileceği alternatif tatil olimpiyatları düzenlenmesi çağrısı vardı. kesin altın alınacak branşlardan biri de en fazla 1,5 yaşındaki bebeklerini sahilde yok öyle yok şöyle sürekli fotoğraflayıp durmakmış. adayım. olimpiyat komitesine bildirilsin. arayıp tarıyorum da geri kalan fotoğrafları bulmak gerçekten zor oluyor :)


bodrum'dan aytaçlar erken ayrılınca bize de son gün yarım adayı turlamak kaldı. daha önceki seferde bu turu turuncu klimasız dolmuşlarla yapmış ve yine de beğenmiştik. yollara düştük. burada fotoları mevcut. daha önce çektiklerimden çok farklı birşey çekmediğim için kendimce 16x5 banner formatta düzenledim fotoları. facebook'un nefret edilen zaman tünelinin kapak fotoğraflarına ithaf olunur.


turgutreis ilk gittiğimiz yerdi. ilk '95 yazında gitmiştim ve çok beğenmiştim. listeme öncelikle yat limanı vardı ama giremedik. özel güvenlik izin vermedi. geri kalan yerde de çok bir şey yoktu. aslında vardı da bize uyan yoktu demek daha doğru. şöyle güzel bir yatımız olsaydı.... biz de arada karşımıza çıkan heykellerle yetindik...


6 Ocak 2012

75-300mm

bilirsiniz, hep bir zoom lensim olsun da kendime yetecek kadar kuş fotoğrafı çekeyim diyordum. tamron 75-300mm f:4/5.6 macro'yu fiyatı düşmüş görünce bir arkadaşın da gazına gelip aldım hemen. sonuç tam bir hayal kırıklığı. 'kendime yetecek' kelimesini her kullanışım çok bilinçliydi. adam gibi kuş fotosu için en az L serisinin 70-200'üne geçmek gerektiğini biliyorum. tabi ki doğal hedef aynı serinin100-400mm'ü. en başta azçok diyordum ama. çok ama çok başarısız bir lens olduğuna kanaat getirdim. haa ışık güzel olunca tripod kullanamdan dahi macro'da iyi sonuç verdiğini de gördüm. ama amaç kuş fotoğrafına giriş olunca hezimet. ya bu sevdadan vaz geçeceğim temelli, veya arabayı satıp o lensi alacağım...


ama lensin bana şöyle bir artısı oldu. atıl hale geçmiş bir bünyeyi bahaneyle araziye vurdu da az çok kendime geldim. gelmişim demek doğru sanırım. şimdilerde götümü  yerden 1 santim dahi kaldırmak istemiyorum. işte o nedenle eski fotoğrafları deşip duruyorum. bahaneyle eldekileri tüketiyoruz. yıl sonu bilançosu...


17 Şubat 2011

ottawa part IV


ottawa'yı bitireyim de ikinci durak toronto'ya gideyim artık. yoksa ben bu fotoğrafları bitirip buraya koyamadan gideceğim başka bir yere o olacak sonunda ! :)

1 Ocak 2011

renewed old ankara

aslında ne olup bittiğini pek de hatırlamıyorum ama borik kardeş ankara'ya gelince ulus tarafını gezeceğimiz tuttu. her ulus denildiğinde ne var ki orada yine diyerek habire kaçma çabası içinde olsam da her gittiğimde de ziyadesiyle memnun kaldım. sanırım ne olursa olsun alışıldık mekanların dışına çıkmak insanı mutlu ediyor :)


o sıralar odtü ile son kontağım olan kentsel politika planlama ve yerel politikalar yüksek lisans programı ile ilişiğimin kesildiğinin bana aps yoluyla iletildiği günlerdi.  kentsel dönüşüm, yeniden değerli kılma gibi afili kelimelerin ardına sığınmış olan rant meselesi ile artık akademik anlamda ilgilenmeyeceğim anlamına da geliyordu bu tabi ki. gerçi bu geziyi yaptığımızda o zamanki derdim çok çok farklıydı tabi. ama ben bir dönüşüm gördüm ki tahayyül edemezdim görmeseydim!

31 Aralık 2010

bir paragrafla elde kalmışlar

 2010 berbat geçen bir yıl oldu işin aslına bakılırsa. her şeyden evvel neredeyse her ay düzenli olarak hastaneye gittik. bahanemiz hiç eksik olmadı ki! annem, babam, kaynanam, kaynatam, teyzem, yengem, ablam, abim, yiğenim, kayın amcam, kayın dayım, kayın komşum....  ve nihayetinde ben! bu kurban bayramını kazasız belasız geçiremedik şu uğursuz 2010 yılı yüzünden. bıçağı müthiş bir isabetle baş parmak tendonuma soktum, sonra ameliyat oldum, sonra dikiş yerim iğrenç bir hal alınca doktorlarla beraber panik olduk. önce bir ameliyat daha dediler, sonra şarbon olabilir dediler, en nihayetinde orf olduğum anlaşıldı. 6 haftadır evde yatıyorum hiçbir şey yapmadan. ama neyse ki  2010 bitiyor :) 

(ayrıca 31 ocak 2010 tarihi itibarıyla sigarasızlığın 150. gününü de devirmiş bulunuyoruz. 6. ay sendromu feci !!)


ben de sene bitmeden elimdekilerin bir kısmından daha kurtulayım da rahata ereyim dedim. buyrun;


31 Ağustos 2010

gündoğan, yalıkavak, gümüşlük


o kadar şikayet ettik ama yine de gezmeden edemedik aslında. ilkay'ın uğraşları sonucunda dondurma yemek için yalıkavak'a gittik. sonra da yeterince fotoğraf çekemedik deyip gümüşlük'e kaçtık. aslında altımızda bir araba olsaydı veya bu küçük yerleşim birimleri arasındaki ulaşım sorunsuz olsaydı biz yine de dolanabilirdik yarımada etrafında. ama hava çok ama çok sıcaktı; o sıcakta minibüs beklemek ızdıraptı; o minibüslerde ayakta sıkış tepiş gitmek işkenceydi; ve minibüslerin akşam 17:00'de bitmesi ve gelinen yarım saatlik yolun dönüşünün bodrum üzerinden tüm yarımadayı dönerek 2 saatte alınması başka bir olaydı. hal böyle iken böyle oldu işte...


8 Temmuz 2010

elimde kalanlar - 1

uzun bir aradan sonra yine ben! gerçi 20 gün olmuş ama bloglama için uzun bir ara. neden bu kadar geciktim sorusuna verecek yanıtım "fotoğraf çekmiyorum da ondan" değil. fotoğraf çekiyorum yine, arada, sırada. yalnız şöyle bir durum oluştu. google analytics sayesinde siteye kimler neden gelmiş az çok görebiliyorum. son zamanlarda "grup yorum" konseri ile ilgili aramalar sonucu buraya gelmiş ve takip etmeye karar vermiş olan bir çok izleyici var. ve ben buraya ne koyacağımı o yüzden biraz şaşırdım. blogu yapmaya ilk başlarken çektiğimiz fotoğraflar üzerinden bir foto-günlük gibi bir şey olsun istemiştim. yani yediğimiz, içtiğimiz, gittiğimiz, katıldığımız, sinirlendiğimiz, eğlendiğimiz, güldüğümüz şeyleri fotoğraf üzerinden bellekte tutmaktı asıl amacım. ankara'ya mahkum bir çalışan olduğumuz için ve bittabi ankara'da ve ülkede olup bitenlere sadece seyirci kalamayacağımız için blogda bolca eylem ve foto-haber etiketli başlık oldu. bu biraz blogun gidişini kaydırdı. oysa bu blogu kafamda tasarlarken amatör fotoğrafçı olarak "sanatsal fotoğraf", "eylem fotoğrafı", "aile, eş, dost fotoğrafı" ve/veya "gezi fotoğrafları" diye bir ayrım yapmamıştım. yani hem gündem içinde ne hissetiğimiz olacaktı hem de eşin dostun düğünü sünneti, hem gezdiğimiz yerlerden anılar olacaktı hem de kedilerin zıpırlıkları. şimdi o yüzden gerginim. belli google aramalarından dolayı burayı takibe geçmiş kişilere "biz antakya'dayken ..." veya "biz bilmem nerede içerken ...." diye başlayan cümlelerle bizim kendi fotoğraflarımızı mı sunacağım?

maalesef öyle... blogun bir şekilde takip edilmesi hoşuma gitmiyor da değil tabi. gidiyor. ama yaşam da (yaşamım da) devam ediyor. kimseye bir şey vaad etmedim ama kendi kendime olay çıkardım. neyse, dostlar, ben devam ediyorum. günlüğe düşülmesi gereken notlarla...


uzun süredir düzenlediğim ama fırsatını ve bahanesini bulup da buraya koyamadığım fotoğrafları fotoğraf makinesine kavuşmamızın 1. yılı şerefine buraya eklemeye başlıyorum... konu, kişi, mekan ve zaman bütünlüğü yoktur....


25 Mayıs 2010

lost


lost nihayete erdi. lostie'lerin kiminin kıçı tavana vurdu, kimi de hayal kırıklığı ile uykunun yolunu tuttu. ah anam vah anam 6 senemiz heba oldu, onca bölümü bunun için mi izledik, kolay mı ulan 115 bölüm yani 4800 dakika izledik de finali bu mu olacaktı, herşey mistikmiş, bilimsel değilmiş, yalanmış, dolanmış, sulu zırtlak kıçı çıplak bir final olmuş da da da... ne bekliyordunuz ki saygıdeğer lostie kardeşlerim?

hepimiz bu bir rüya olsun (da kimin olursa olsun) da kendimizi eşleştirdiğimiz lost figürleri bunca eziyete cefaya katlanmış olmasın, o güzel claire kafayı yemesin, mr. eko totemlerine devam etsin, walter köpeciği ile boğuşup dursun, sayid nadya'sına kavuşsun, ben'le jack ezik ezik yaşamaya devam etsin, sawyer dolandırıcılığa devam etsin istemedik? söyleyin ha hangimiz? hepimiz istedik herşey rüya olsun oceanic flight 815 düşmemiş olsun. bunların hepsi kate'in cinsel fantezisi olsun. ama olmadı! hepsi gerçekmiş!

neyse, see you in another life brother!

19 Şubat 2010

hayvanat



tekel direnişi serisine küçük bir ara... az da olsa yeni lensimizin keskinlik ayarlarını göstermek gerek. tabi odaklama becerimizi veya beceriksizliğimizi. serçe! çok güzel kuşsun. 50mm ile bile çekilebiliyorsun :)

20 Kasım 2009

mum dibi kedi

işten çıkmadan bağladım meseleyi. önce eve gidilecek, sucuklu, peynirli, turşulu, acılı muazzam bir tost hazırlanacak. uzun zamandır yavaş yavaş kaynayan çay eşliğinde bu tostlar mideye indirilecek. her şey akşam izlenecek diziye yönelik olacak: "bu kalp seni unutur mu?".

eve geldim, ilkay geldi, garaali daha gelmeden elektrikler gitti! hadi beyaz türk ağzıyla konuşalım: avrupa birliği'ne girmeye aday ülkemizde, 21. yy'da, medeni uluslar marsa giderken atamızın bize mirası türkiye'nin başkentinde elektrikler kesildi! (gözün çıksın akp!) evet. bizim dizi yalan oldu...



boş boş oturmayalım kabilinden mum ışığında fotoğraf çekme denemesi yapalım dedik ali bey'le. az buçuk çözdük meseleyi. meseleyi çözdük çözmesine de çözüme ulaşamadık kısıtlı olanaklarımızdan dolayı.

dümbük kediler adam gibi hareketsiz dursalar daha çok kare çıkartabilirdim (heralde!). ama durmadılar. sanırım burunlarının dibine koyduğumuz mumdan rahatsız oldular :)

8 Eylül 2009

ayvalık ve kedileri...

istanbul'un kedileri olur da ayvalık'ın olmaz mı? hatta burada çok abartı. en başta her çöp tenekesinin kapağının içinde bir kedi var. kedi çeteleri var...

aklıma ihsan oktay anar'ın romanlarını hatırlattılar. dışlanmışlar köhne yerlerden yeni değerleriyle ritüelleriyle varolmaya devam ediyorlar. kedi çeteleri için de aynı şey vardı. cunda'da bir yerde bir grup gördük. 10-15 kedilik. tek bir sağlam kedi yoktu desem yeridir. kiminin kuyruğu kopmuş. bir çoğunun gözleri tam değil. kulağı yırtık olanlar. ama hepsi bir aradalar... aynı şeyi iskele civarındaki kediler için de söylemek mümkündü. semirmiş, güçlü kediler çetesi.. çok güzel hikayeler yazdırtır adama burası. yazmak için illahi akif pirinçci mi olmam gerek acaba? düşünmem gerek...

istanbul ve kedileri...

daha önce de dediğim gibi istanbul kediseverler için bir cennet. hadi kedileri istanbul'un insanları kadar bol desek dahi, burada kedilere yönelik özel bir ilgi de var sanırım. daha önce istanbul'a geldiğimde sokak kedileri için farklı yerlere bırakılmış mamalar görmüştüm. ve belediyelerin bilboardlarında sıcaklarda sokak kedilerinin ve köpeklerinin susuz kalmaması için hazırlanan afişleri... ne güzel! kedileriyle barışık bir kent. boşuna değil 'istanbul ve kedileri' adlı tişörtler hazırlanmış...

10 Ağustos 2009

can sıkıntısı ve kediler

evde canım sıkılmışken ve ortada dört ayaklı iki yaratık varken çektiğim fotoğraflar...
.
fotoğrafları çektikten sonra serap'ın dedikleri aklıma geldi "hazır siz de model de var evde. habire kedi fotoğrafı çekersiniz siz!" cidden de öyle oluyomuş.. :)
.

dikmen

ilkay ab programı sınavına hazırlanırken dışarıda kıyamet kopuyordu. o kıyameti fotoğrafladım :) elimin altında tripod yoktu maalesef. ama ilktir neticede...
.








/ 12 tem 09