eylem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
eylem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2012

washington turisti ben

o kadar uzun zaman olmuş ki buraya yazmayalı... blogger arayüzü değiştirmiş, bokum gibi olmuş. aradığım şeyi bulamıyorum. yani her değişim karşısında afallayan ve o değişimin kötü olduğunu düşünen kişi gibi ben de alışıncaya kadar google'ın blogger'ını değiştirip duranlara saydırıp duracağım... ama yazmamamın sebebi blogspot'un istediğim gibi bir arayüzü olmaması değildi. çift yıllarda başımıza gelen uğursuzluklardan yine başımız döndü. fırsat bulamadık. 2012 son çift yıl olsun bunca bela için..


washington dc'ye gidip geleli de çok oldu. hatırlamıyorum. sadece gittiğimiz yerler neresiydi onu hatırlıyorum. oysa bir sürü hikaye de duymuştum buralar ile ilgili. hatta yalan yok dinlerken 'bloga yazarım da şık durur' diyordum kendi kendime. yoksa washington'un gidilecek yerleri diye bir aranıp taransa aynı fotoğraflar çıkacak. o zaman da benim buraya yazıp durduklarım "işte ben buradaydım"ı ispattan öte gitmeyecek. ama ben buradaydım, bu doğru. bir farkla turist olarak...

27 Aralık 2011

bir ara istanbul'a gitmiştik


ankara'da bunalınca soluğu istanbul'da alıyoruz. o kesin. ama istanbul'a orası istanbul diye mi gidiyoruz yoksa orada birileri var diye mi gidiyoruz, işte onu kestiremiyorum. mesela haziran 2011'de bir istanbul gezisi yaptık. kız dünyaya merhaba demeden bir daha görelim istanbul'u dedik (belki de kız doğmadan bir istanbul görsün istedik). gittik. yine bizim tayfa. gezdik tozduk. diye hatırlıyordum. ama bir baktım ki hiç boğaz görmeden geri dönmüşüz ankara'ya. yok. sanırım istanbul istanbul'da birileri var diye güzel herhalde. işte 15 milyon kişi içinden bir kaç kişi... işte o günler var burada...

19 Kasım 2011

cycling prague


prag'da kalacağımız otelin resepsiyonunda check in beklerken dışarıdan zil sesi duydum, önemsemedim. sonra gözüm lobbydeki elemanın arkasındaki aynaya takıldı da gözlerime inanamadım. arkamdan yüzlerce bisikletli geçiyordu. hemen tüm işleri bırakıp caddeye fırladım elimde fotoğraf makinesiyle (resepsiyondan iyi küfür yemişimdir herhalde). rehberimiz jitka'dan öğrendim. her ay bir gün belirlenip "critical mass"-vari bir etkinlik yapılıyormuş güzergahı belli bir rotada. o akşamdan sonra eylemin web sitesine baktım. o gün önümden 3000-3500 civarı bisikletli, patenci, scooter vs. geçmiş :) kıskandığımızla kaldık yine...

26 Ekim 2011

washington d.c.



yola düştüm. bu kez yönüm washington d.c. ben oradayken occupy d.c. hareketi bu denli kitleselleşirse geri de dönmem haberiniz olsun. aldırırım kızımı, karımı yanıma, hippi mippi yaşar gideriz evelallah...

4 Nisan 2011

bir ki birkiüç daha fazla toronto!

artık toronto malzemesinin sonu. çok istediğim ama net olmayan fotoğraflar da var burada, sadece dikkatimi çektiği için bir kadraja aldığım 'kötü' veya 'olmamış' fotoğraflar da var. ama hepsi bana bir şey anlattığı için var burada. aslında bir slayt şov hazırlama programı bilseydim, bunları o halde sunmayı isterdim. neyse, işte olan olmayan güzel çirkin ama mutlaka kare fotoğraflar. toronto'dan son...


toronto'dan son fotoğraflar dizisine 'the world needs more canada' ile son vermem pek tabi bilinçli bir tercih. buraya bu fotoğrafı çok beğendiğim için koymadım. "dünyanın daha çok kanada'ya ihtiyacı var"!. dünya türk olsun'dan daha zekice söylenmiş ama sadece bir ülkeden değil bir idealden de bahsettiği için yerinde bir cümle belki de. bu idealin ne olduğu çok yerinde bir soru elbet...

2 Mart 2011

bloguma dokunma!


"bolivya'ya peru'ya vize uygulamayan avrupa, şerefsizlik yapma da vizeleri kadır bize" diyen sevgili ülkem, habire gelişen, durmaksızın irileşip serpilen demokrasimiz sayesinde olsa gerek bir siteye, bu siteye, erişimi kapatma kararı almış. bir süre erişimimiz olamayacak anlaşılan buralara.. yasak uygulanıncaya kadar elde ne var ne yoksa devam buradan. yoksa başka bir çare bulmak şart olacak herhalde..

31 Aralık 2010

bir paragrafla elde kalmışlar

 2010 berbat geçen bir yıl oldu işin aslına bakılırsa. her şeyden evvel neredeyse her ay düzenli olarak hastaneye gittik. bahanemiz hiç eksik olmadı ki! annem, babam, kaynanam, kaynatam, teyzem, yengem, ablam, abim, yiğenim, kayın amcam, kayın dayım, kayın komşum....  ve nihayetinde ben! bu kurban bayramını kazasız belasız geçiremedik şu uğursuz 2010 yılı yüzünden. bıçağı müthiş bir isabetle baş parmak tendonuma soktum, sonra ameliyat oldum, sonra dikiş yerim iğrenç bir hal alınca doktorlarla beraber panik olduk. önce bir ameliyat daha dediler, sonra şarbon olabilir dediler, en nihayetinde orf olduğum anlaşıldı. 6 haftadır evde yatıyorum hiçbir şey yapmadan. ama neyse ki  2010 bitiyor :) 

(ayrıca 31 ocak 2010 tarihi itibarıyla sigarasızlığın 150. gününü de devirmiş bulunuyoruz. 6. ay sendromu feci !!)


ben de sene bitmeden elimdekilerin bir kısmından daha kurtulayım da rahata ereyim dedim. buyrun;


23 Mayıs 2010

devrim




bahar şenliğinin 3. günü. geleneksel devrim yürüyüşü ve 'devrim' stadının sahasına mumlarla 'devrim' yazılması. bu kadar 'devrim' demişken, artık 'devrim' kelimesi spor medyasında bile korkulmadan kullanılıyorken (ve buna yol açan bursaspor harbiden de ülke futbolunda bir devrime imza atmışken) bu konu başlığı başka bir şey olamazdı. 

saat 17:00'de projeyi gerçekleştirmek üzere tribündeki yerimi aldım. 17:04'de başlayan çekimler 20:26'da bitti. bu arada 440 fotoğraf çekilmiş. bunlar moviesalsa programı ile 10 fps olacak şekilde birleştirildi. ilk time lapse denemem. aslında istediğim tam olarak bu değildi. mesela havanın kararışını, ışığın gidişini de vermek isterdim. ama ilk denemde aperture-priority ile ve otomatik iso'da çekince bu pek mümkün olmadı. manuel çekim yapmak gerekiyor. aslında time lapse için 15-20 fps daha uygun ama o zaman da insanlar hiç belli olmuyordu. en iyi sonucu böyle aldım. bunda da gökyüzü belli olmadı. ama na'palım bir dahaki sefere...

2 Şubat 2010

forza tekel!!


tekel direnişinin aldığı desteği anlatabilmek için sadece bunun tribünlerdekilere yansımasına bakmak yetecek aslında. hani hep "futbola siyaset bulaştırmayın" diye garip bir söylem vardır ya, hani siyasetin zaten futbola ölümüne bulaştığını farkedemeyen hatta gizleyen söylem, bir hayli rahatsız bu gidişattan. önce basit bir önermeyle başlamak gerekiyor: 'bir toplumsal eylem tribünlerin çoğundan destek alıyorsa, o eylem sonuna dek gider'.


tekel direnişinde de durum farklı olmadı. daha önce de farklı taraftar gruplarının siyasi mesajlar veren sloganlarına, pankartlarına, eylemde arzı endam edişlerine şahit olmuştur bu gözler. bunun belki en açığa çıkan örnekleri -şimdiye dek- tezkere meselesinde ve filistin meselesinde sergilenmişti. ne mutlu ki (bazı) taraftar grupları tekel direnişine de aktif destek veriyorlar.