daha dün neşe'nin 5. yaş gününü kutladık. bize katılacağının haberini aldığımda bu blogda artık yazdıklarımın amacının değiştiğini, bu blogu ileride okursa, bizim gezi günlüğümüzü okuyabilsin ve bizim ne menem insanlar olduğumuzu anlayabilsin diye yazacağımı söylemiştim. annemin babamın olsaydı ben çok eğlenirdim. blog yazma devri kapanıyor ve de hayatlarımız da değişiyor; artık kimse 160 karakter fazlasını okumuyor. benim de entry'lerim arasında uzun aralar var artık. neşe büyüyünceye kadar google blogspot'u hala destekler mi? sanmam. belki bizim gibi bi kaç insanı mutlu etmek adına açık bırakır bu servisi antika namına. neyse.. artık neşe için de yazdığım bu blogda 2 yaşından sonra neşe yok! 2012 kasımdan beri. olacak şey değil. hızlı bir neşe geçişi olacak bu konu. uyarı! ağır çocuk fotoğrafı içerir. geziler için bloğumu takip edenler kusura bakmasınlar :)
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istanbul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
31 Ağustos 2016
2 Ekim 2013
sinan'ın izinde
edirne dönüşü istanbul'da 23 nisan'a kadar biraz daha kalmak istedik. çalışan çalışsın biz gezeriz, dedik. ayıp oldu biraz galiba.. yarımadada kısa bir tur yapmışsız..
30 Mayıs 2013
topkapı & ayasofya
dün yüce devletlülerimiz müftünün duasıylan istanbul'un yeni gerdanının temel atma törenini icra ettiler allah'ın izniylen. köprünün asıl yapılma amacının ve bunun bedelinin ne olacağına dair potansiyel tartışmaların üzerini şimdiden ustaca bir manevrayla kapadılar. yine gündemi çok iyi yönettiler. kimse artık bu köprünün gerekliliğini, katledilen doğal ortamı, imara açılacak yeni rant alanlarını vesaire konuşmuyor artık. çünkü 'daha önemli' bir meselemiz var. 3. köprünün adı 'yavuz sultan selim' köprüsü olacakmış! köprüye en baştan beri karşı olanlar mecliste köprünün adının 'hacı bektaş veli', 'yunus emre' veya 'mevlana' olarak değiştirilmesi için teklif verdiler. kimi de tuttu dönem barış süreci, köprünün adı 'barış köprüsü' olsun dedi, öteki illaki isim mi olacak 'avrasya köprüsü' olsun dedi. malum çevreler ise 'atatürk köprüsü' olsun dedi. çok eğlenceli bir zaman. böyle de kabul ettirirler köprü'yü!!
ama hükümeti takdir etmek gerek. çok akıllı bir pr yönetimi. istedikleri gibi gündemle oynuyorlar. baka isim yokmuş gibi yavuz sultan selim ismiyle bir çok mesajı birden veriyorlar. bir ucu esad'a diğer ucu muhalefet partisine, olmadı alevilere, şiilere, nusayrilere, yetmedi islam birliğine, hilafete geçişe.. bir sürü mesaj aynı anda !! bir ay önceki reyhanlı'yı artık unuttuk mesela çünkü alkolü hadi neredeyse yasakladılar, gezi parkına daldılar, ağaçları söktürmemekte direnenlere şafak operasyonlarıyla gaz banyosu yaptırdılar. istedikleri gibi güdüyorlar gündemi... vay beee...
bu bildiğimiz boğaziçi köprüsü. topkapı sarayından böyle görünüyor. sempozyum sosyal programının son günüde hocalarla beraber yine tarihi yarımada'yı turladım.. bir çok şeyi yeni gördüm. mesela şu köprüyü hiç karşıma almamıştım şimdiye kadar. burada o geziden bir kaç şey var işte...
23 Mayıs 2013
istanbul '13
2013 sempozyumu nedeniyle yine istanbul'daydım. çalıştığım müstesna kuruluş sempozyumu örgütleme sürecinde yeterince yıpranmış olduğuma kanaat getirmiş olmalı ki sunumlar sonrası yapılan sosyal programa benim kalmam istendi. yalan len yalan :) yeterince ingilizce bilen eleman olmadığından istanbul turunda da görevliydim. iyi ki :)
28 Eylül 2012
tripkronik
gezintilerimiz. bir konu işgal etmeyeceği için değil de buradaki diğer gezilere çok benzemedikleri için burada ayrıca ve toplu halde duruyorlar. yine bol bol neşe var. arada da can sıkıntımız. toparlıyoruz işte...
5 Ocak 2012
aslında...
en başta herkese iyi seneler. 2010 kötüydü bizim için. 2011 büyük bir sürpriz ile geldi. bakalım 2012 nolacak. belki mayaların kıyameti kopar, veya suriye'yle olmadı iran'la savaşa gireriz.. kıyamet kopsa daha adil olur sanki. bilemedim bak şimdi....
aslında arada bir değil de baya gidiyormuşuz istanbul'a. yıllık hesabı kapatmak için arşivi şöyle bir kurcalayınca farkına vardım :) iş bahanesiyle, düğün bahanesiyle, yok askerlik yok bilmemne, her fırsatta oradayız sanki. azcık da utandım. iyi ağırlatmışız her seferinde kendimizi :)
27 Aralık 2011
bir ara istanbul'a gitmiştik
ankara'da bunalınca soluğu istanbul'da alıyoruz. o kesin. ama istanbul'a orası istanbul diye mi gidiyoruz yoksa orada birileri var diye mi gidiyoruz, işte onu kestiremiyorum. mesela haziran 2011'de bir istanbul gezisi yaptık. kız dünyaya merhaba demeden bir daha görelim istanbul'u dedik (belki de kız doğmadan bir istanbul görsün istedik). gittik. yine bizim tayfa. gezdik tozduk. diye hatırlıyordum. ama bir baktım ki hiç boğaz görmeden geri dönmüşüz ankara'ya. yok. sanırım istanbul istanbul'da birileri var diye güzel herhalde. işte 15 milyon kişi içinden bir kaç kişi... işte o günler var burada...
31 Aralık 2010
bir paragrafla elde kalmışlar
2010 berbat geçen bir yıl oldu işin aslına bakılırsa. her şeyden evvel neredeyse her ay düzenli olarak hastaneye gittik. bahanemiz hiç eksik olmadı ki! annem, babam, kaynanam, kaynatam, teyzem, yengem, ablam, abim, yiğenim, kayın amcam, kayın dayım, kayın komşum.... ve nihayetinde ben! bu kurban bayramını kazasız belasız geçiremedik şu uğursuz 2010 yılı yüzünden. bıçağı müthiş bir isabetle baş parmak tendonuma soktum, sonra ameliyat oldum, sonra dikiş yerim iğrenç bir hal alınca doktorlarla beraber panik olduk. önce bir ameliyat daha dediler, sonra şarbon olabilir dediler, en nihayetinde orf olduğum anlaşıldı. 6 haftadır evde yatıyorum hiçbir şey yapmadan. ama neyse ki 2010 bitiyor :)
(ayrıca 31 ocak 2010 tarihi itibarıyla sigarasızlığın 150. gününü de devirmiş bulunuyoruz. 6. ay sendromu feci !!)
ben de sene bitmeden elimdekilerin bir kısmından daha kurtulayım da rahata ereyim dedim. buyrun;
21 Kasım 2010
hızlı yarımada turu
istanbul'a o zaman gidiş nedenimiz olan nikahtan sonra biraz koşarak biraz keyif çatarak yaptığımız hızlı yarımada turudur... nedense çok da gitmemiş elimiz fotoğraf makinesine...
13 Kasım 2010
büyükada
yazın yaptığımız büyük koşturmamızdan devam...
istanbul'a düğün bahanesiyle geldik. inanılmaz sıcak, vıcık vıcık
kendimizi bir vapura atarsak azıcık serinleriz belki dedik, ada vapuruna atladık. ama faydası yok!
yine de çok güzel bir seçim yapmışız. gerçi haftaiçi ada daha sakin olur demiştik ama hiç de öyle değilmiş. bir biz bir de neden olduğunu çözemediğimiz bir çok arap turist vardı adada.
maalesef bisiklet için fiziki koşullarımız elverişli değildi (alacağın olsun ilkay!)
8 Temmuz 2010
elimde kalanlar - 1
uzun bir aradan sonra yine ben! gerçi 20 gün olmuş ama bloglama için uzun bir ara. neden bu kadar geciktim sorusuna verecek yanıtım "fotoğraf çekmiyorum da ondan" değil. fotoğraf çekiyorum yine, arada, sırada. yalnız şöyle bir durum oluştu. google analytics sayesinde siteye kimler neden gelmiş az çok görebiliyorum. son zamanlarda "grup yorum" konseri ile ilgili aramalar sonucu buraya gelmiş ve takip etmeye karar vermiş olan bir çok izleyici var. ve ben buraya ne koyacağımı o yüzden biraz şaşırdım. blogu yapmaya ilk başlarken çektiğimiz fotoğraflar üzerinden bir foto-günlük gibi bir şey olsun istemiştim. yani yediğimiz, içtiğimiz, gittiğimiz, katıldığımız, sinirlendiğimiz, eğlendiğimiz, güldüğümüz şeyleri fotoğraf üzerinden bellekte tutmaktı asıl amacım. ankara'ya mahkum bir çalışan olduğumuz için ve bittabi ankara'da ve ülkede olup bitenlere sadece seyirci kalamayacağımız için blogda bolca eylem ve foto-haber etiketli başlık oldu. bu biraz blogun gidişini kaydırdı. oysa bu blogu kafamda tasarlarken amatör fotoğrafçı olarak "sanatsal fotoğraf", "eylem fotoğrafı", "aile, eş, dost fotoğrafı" ve/veya "gezi fotoğrafları" diye bir ayrım yapmamıştım. yani hem gündem içinde ne hissetiğimiz olacaktı hem de eşin dostun düğünü sünneti, hem gezdiğimiz yerlerden anılar olacaktı hem de kedilerin zıpırlıkları. şimdi o yüzden gerginim. belli google aramalarından dolayı burayı takibe geçmiş kişilere "biz antakya'dayken ..." veya "biz bilmem nerede içerken ...." diye başlayan cümlelerle bizim kendi fotoğraflarımızı mı sunacağım?
maalesef öyle... blogun bir şekilde takip edilmesi hoşuma gitmiyor da değil tabi. gidiyor. ama yaşam da (yaşamım da) devam ediyor. kimseye bir şey vaad etmedim ama kendi kendime olay çıkardım. neyse, dostlar, ben devam ediyorum. günlüğe düşülmesi gereken notlarla...
uzun süredir düzenlediğim ama fırsatını ve bahanesini bulup da buraya koyamadığım fotoğrafları fotoğraf makinesine kavuşmamızın 1. yılı şerefine buraya eklemeye başlıyorum... konu, kişi, mekan ve zaman bütünlüğü yoktur....
maalesef öyle... blogun bir şekilde takip edilmesi hoşuma gitmiyor da değil tabi. gidiyor. ama yaşam da (yaşamım da) devam ediyor. kimseye bir şey vaad etmedim ama kendi kendime olay çıkardım. neyse, dostlar, ben devam ediyorum. günlüğe düşülmesi gereken notlarla...
uzun süredir düzenlediğim ama fırsatını ve bahanesini bulup da buraya koyamadığım fotoğrafları fotoğraf makinesine kavuşmamızın 1. yılı şerefine buraya eklemeye başlıyorum... konu, kişi, mekan ve zaman bütünlüğü yoktur....
14 Haziran 2010
grup yorum 25. yıl konseri
grup yorum 25. yıl konseri yapacaktı da biz gitmeyecektik!? hiç mümkün mü? neredeyse iki ay önceden yapılmış planlar bazen aksıyacak gibi oldu, bazen gaza geldik 10 otobüs gidecek gibi olduk, ama işi nihayete erdirip inönü stadının tribünlerinde yerlerimizi aldık.
yorum konseri için en büyük motivasyonlarımdan birisi de hiç şüphesiz o kalabalığı, coşkuyu fotoğraflamaktı tabi. amma velakin bu salak adam -yani ben!- fotoğraf makinesini gün boyu sırtında taşıdım. hem de o istanbul'un vıcık vıcık sıcağında. ama neyi farkettim dehşet içinde? fotoğraf makinesinin şarjı yoktu. şarj edilmediğinden değil, bataryayı tümden evde unutmuşum. aradım taradım ama taksim'de istiklal'de tek bir canon bayisi bulamadım. paraya kıyıp alacaktım bir battery grip. ve muhtemeldir ki hayatımda bir konserde karşılaştığım ve muhtemelen karşılaşacağım en kalabalık kitleyi -55,000 kişiyi- kaçırmış oldum. bundan ötürüdür ki buradaki fotoğrafların (ve videoların) hiçbiri benim değil. o değil de, istanbul'a gitmeden tripodu götürsem mi götürmesem mi diye ikircikli kalmıştım. götürsem çok hoş olacakmış gerçekten de. sırtımda çanta, elimde fotoğraf makinesi, yanımda tripod, batarya evde! çok salağım çok.
"makine iyi ki yoktu da adam gibi konser seyrettin" dedi ilkay. konser seyredilen bir şey midir yoksa dinlenen bir şey midir bilmem ama bu kez ilkay haklı sanırım. buyrun:
18 Kasım 2009
sakarmeke
eylem yorgunluğunu atmak için kadıköy'de bildiğimiz tek deniz kenarı olan kahvehaneye gittik. dennis ve dilek'i beklemedik. bizi dinlemeyip aynı yoldan gelmeye kalktıkları için baya geç kaldılar. her yerde sakarmeke vardı. ve benim objektif bi halta yaramıyordu. garaali'nin makinesinin de desteği ile kuş fotoları deneyişlerimdir:

ama bu yukarıdaki sakarmeke değil tabi ki. o bir karabatak. karabataklar habire suya batıp durdukları için böyle açıktan görmek pek mümkün olmuyor. o yüzden bu foto kapak olmayı hakediyor diye düşündüm ben. bilmem iyi mi yaptım?
kuş burada çok belli değil ama ali'nin makinenin zoomu da bir yere kadar. en azından onunkinin zoomu var :(
(şu parasızlıktan ne zaman kurtulur da elimize yakışan, makineye layık bir lens alırız bilmek istyiorum artık! her zaman savunageldiğim insansız fotoğraf olmaz deyişimi kuşlar ve kediler söz konusu olunca yutuyorum. ama en yakın zamanda kuş fotoları çekmek istiyorum. hükümet hükümet duy sesimizi! memura %1milyon zam ulan!!!)

ama bu yukarıdaki sakarmeke değil tabi ki. o bir karabatak. karabataklar habire suya batıp durdukları için böyle açıktan görmek pek mümkün olmuyor. o yüzden bu foto kapak olmayı hakediyor diye düşündüm ben. bilmem iyi mi yaptım?
kuş burada çok belli değil ama ali'nin makinenin zoomu da bir yere kadar. en azından onunkinin zoomu var :(
(şu parasızlıktan ne zaman kurtulur da elimize yakışan, makineye layık bir lens alırız bilmek istyiorum artık! her zaman savunageldiğim insansız fotoğraf olmaz deyişimi kuşlar ve kediler söz konusu olunca yutuyorum. ama en yakın zamanda kuş fotoları çekmek istiyorum. hükümet hükümet duy sesimizi! memura %1milyon zam ulan!!!)
12 Ekim 2009
5 Ekim 2009
kentsel bölüşüm..
bayramın son günü...son gün için planımız çoktan hazırdı. balat-fener civarı gezilip bolca fotoğraf çekilecekti. serap adapazarı'ndan dilek denizli'den geldi. oraları seçtik. çünkü gazetelerde fener (hatta cibali) ayvansaray arasının kentsel dönüşme tabi kalacağını okumuştuk. içine edilmeden gidip görelim dedik..
2 Ekim 2009
invasion of clouds

bayramın birinci günü.. eşten dosttan anadan babadan ayrı bir bayram günü...
üsküdar'da ilkay'ın halasını ziyaret ettik (kısa not: üsküdar mutlaka gidilesi gezilesi bir yermiş. sözüm olsun!). beşiktaş'a geçtik motorla. gökyüzü yukarıdaki gibiydi ve biz o yağmurun üstümüze nasıl geldiğini adım adım izledik. ve de ıslandık tabi :)
20 eyl 2009
üsküdar'da ilkay'ın halasını ziyaret ettik (kısa not: üsküdar mutlaka gidilesi gezilesi bir yermiş. sözüm olsun!). beşiktaş'a geçtik motorla. gökyüzü yukarıdaki gibiydi ve biz o yağmurun üstümüze nasıl geldiğini adım adım izledik. ve de ıslandık tabi :)
20 eyl 2009
30 Eylül 2009
bienal beleşçileri...
ilkay istanbul'a geldikten sonra yaptığımız ilk uzun yürüyüş. burada çok fazla fotoğraf yok. çünkü makine ilkay hanımın ellerindeydi. ama urban trekkinge halel getirmek olmaz diyerekten onun çektiği fotolarla birlikte u.t.'i buraya not düştüm :)
mecidiyeköy'den başlayan yürüyüşümüzün belirlediğimiz ara noktalarından biri feriköy rum okuluydu. enteliz ya (ve de memuruz ya) bienalin ücretsiz sergilerinden biri oradaymış. onu bulacağız ve entelektüel tatmine ulaşacağız. yürümeye başladık abide-i hürriyet caddesinden. aşağıda fotosu görünen sokağı görür görmez tanıdım. artık nasıl kazınmışsa kafama. 2 sene önce 1 mayısta taksim alanına çıkmaya çalışan kalabalığın toplanma yeri olan disk merkezi!
el insaf! yahu burası toplanma yeri olarak seçilir mi? akıl var mantık var! sokakın kendisi yasak savmacılığın, adamsendeciliğin göstergesi. yem olarak polisin önüne atsaymışınız milleti daha iyiymiş.. gerçi o sene olanları unutmadık daha. sendikaların milleti nasıl sattığını, nasıl marjinalize ettiğini....
mecidiyeköy'den başlayan yürüyüşümüzün belirlediğimiz ara noktalarından biri feriköy rum okuluydu. enteliz ya (ve de memuruz ya) bienalin ücretsiz sergilerinden biri oradaymış. onu bulacağız ve entelektüel tatmine ulaşacağız. yürümeye başladık abide-i hürriyet caddesinden. aşağıda fotosu görünen sokağı görür görmez tanıdım. artık nasıl kazınmışsa kafama. 2 sene önce 1 mayısta taksim alanına çıkmaya çalışan kalabalığın toplanma yeri olan disk merkezi!
28 Eylül 2009
beşiktaş 0-1 ManU

mecidiyeköy'den arnavutköy'e gitmek için ayrıldım. normal otobüs güzergahını takip ederek gitmekti düşüncem. ama beceremedim. daha doğrusu sabırsızlığımın kurbanı oldum. aha bu sokak güzelmiş diyerek girdiğim yer beni çıkmaza soktu. vadiden aşağı salınmaya başladım. görecek hiçbir şey yoktu. ama benim de indiğim yokuşu tekrar çıkmaya enerjim yoktu...
27 Eylül 2009
bulunamayan yol
kadıköy'den deniz'le beraber geçtik mecidiyeköy'e.. gerekli teferruatları hallettikten ve sonra yemek fişlerini bitirme gayretimizden sonra çıktık. nereye gitsek derken bir otobüse atlayıp emirgan tarafına gitmeye karar verdik. dilek'in istediği gibi gidip çay içmek üzere...
doğrudan otobüs bulamadık o tarafa. biz de bildiğimiz yoldan gidelim diyerekten hisarüstü otobüsüne binip boğaziçi üniversitesi kapısında indik. en başta elimizi kolumuzu sallayarak kapıdan geçmeye tırssak da girdik kampüse...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)









