sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sergi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2018

görülemeyen pena sarayı

pandotrip.com

İşte bulutların olması gereken seviye buydu -ya da hiç bulut olmamalıydı da aşağıyı görebilmeliydik. Bizim gördüğümüzse şuydu: 


Tabi buna görmek denebilirse. Lizbon'a gitme ihtimali doğduğunda hemen takip ettiğim gezi bloglarına baktım. Sintra'ya mutlaka gidilmeli, orada Pena Sarayı mutlaka görülmeli yazıyordu çoğunda. Derinlemesine bir Google taramasıyla ikna oldum. Görsellere bakıp da ne var ki bunda denilecek gibi değildi doğrusu. Mesela:


Fotoğraf hilelerinden az çok haberdarım. Bunun aynısını göreceğim diye hiç umutlanmadım ama mimarisine, renklerine tav oldum. Daha Lizbon'u görmeden buraya gelişimizin asıl sebebi işte bu saraydı. 

26 Aralık 2017

louvre'da musalandım


Baba tarafından dedemin adı Musa'ydı. Gariptir bizim sülalemizde Musa ismi yaygındır. Daha Homeros okumadan Yalçın Küçük okuduğum için pek bir huylanmıştım acaba biz de mi kriptoyuz diye. Yahudilerin 13. kayıp kabilesi Hazar Türkleri değil de bizim Yörükler olabilir miydi ki? Baktım İbrahim var, Süleyman var, İsmail var, Davud var! E daha ne olsun! İşte komplo teorilerinin sefilliğine kanmanın doğal sonucu: tüm Yahudi peygamberlerinin İslam'da da sahiplenildiğini bir an unutmak. Sonra baktım Mehmet'ler, Mahmut'lar, Ahmet'ler, Mustafa'lar, Abdullah'lar, Emine'ler, Ayşe'ler, Hatice'ler de var. Tamam dedim yine buradayız. Gerçi arada İsa da duyunca hafiften yine içime şüphe düşmedi de değil. Bu kadar dini isim ancak dine yeni girmişlerde olur diye bir iddia vardır ki şimdi buna hiç giresim yok. 


Homeros okurken de başka bir şey düştü aklıma. Zeus dünyayı yaratıyor, tanrılar dünyaya hayran kalıyorlar ve diyorlar ki bunca güzelliği övecek birileri lazım. Bunun üzerine Zeus insanlara ilham versin ve yarattıklarımı övsün diye ilham perileri Musa'ları yaratıyor. Buyrun efendim! Dedemin ismi entelektüel gelişimim üzerine çıkıyor da çıkıyor. "Yoksa kripto-grek miyiz?" diye düşünmedim ama bu kez. Elimde o kadar da delil yok. Sonra dedemden miras soyadım geldi aklıma: evet bu Musa'lardan birinin adı! Erato! Bu kadarı da olmaz...



Önceki başlık "Paris'te bir Gözsüzlü" olunca oradan devam etmek farz oldu. Müze kelimesinin "musa"dan geldiğini okuyunca dedem geldi aklıma. Müzeler insanlara ilham versin diye inşa edilirmiş, dedem acaba kime ilham vermişti? Babam hep dedemin imkanlarına ve zamanına göre hep çok şık olduğunu söylerdi. Ben tanımadım dedemi. Benim bu paspal ve umursamaz halimi görse vazifesi hakkında ne düşünürdü ki? Neyse, Paris'ten gitmeden biraz ilham alayım diye Louvre'a gitmeye karar verdim. Sadece ilham almaya. Keyif almaya yeterince zaman yok. Koş yine, koşşş...

14 Nisan 2017

anarşist paris



Sacre-Couer Bazilikasına akşam güneş batarken gitmek gerekirmiş de Eyfel Kulesi yerine buraya çıkmak gerekirmiş, Paris manzarasının keyfi burada çıkarılırmış... Kaç kez akşam buraya gelmeye çalıştım ama bir türlü beceremedim, programım uymadı. Fırsatını bulduğumda da hava yine kapalıydı, güneşin batışını izlemek de ne, güzel renkli bir fotoğraf çekmek bile marifet bu griliğin ortasında. Bari yürüyelim...  

25 Ağustos 2016

trakai



bi gezi blogu havasıyla yazayım: "vilnius'a yolunuz düştüyse trakai'ye mutlaka gitmeniz gerek; tarih, coğrafya, gusto..." . hey hey heyyyt..   şaka maka da trakai'nin fotoğraflarını görünce burayı kaçırmamak lazım demiştim kendi kendime. litvanyalı ortakların projenin sosyal aktivitelerine burayı dahil ettiğini duyduğumuzda çok sevindik! bir bilenle görmek gerek...

9 Mayıs 2014

vatikan müzeleri'nde yoruldum ben!

haydi bismillah! sabahın köründe kalktık. harika bir hava ve biz vatikan yollarına düştük. garip bir hismiş. nefret ettiğim bir yere doğru gidiyorum. ama o nefretin sebebinin müessibi olduğu sanat eserlerini görecek olmaktan da heyecanlıyım. 


kafam karmakarışık. bir tarafım vatikan'a, papalığa öfkeyle doluyken diğer tarafım hristiyanlıkla ve hristiyanlarla barışık olma niyetinde. oysa inananları olmasa vatikan'ı kim neylesin? benimkisi işçi sınıfından yana olmak ile onun üretip durduğu kapitalizmden nefret etmek arasında kalmak gibi. nasıl ki elin italyan'ı işin reddi ve/veya işçinin sınıf olarak reddi ile bu meseleyi kapitalizm aleyhine çözmüşse, benim de hristiyanı, hristiyanlığı vatikan ve papalık aleyhine reddetmem gerekiyor. nasıl bunu yaparken işçiyi düşman edinmem gerekmiyorsa, hristiyanı da düşman bellemem gerekmiyor. ernst bloch okuyorum: hristiyanlıktaki ateizm. hristiyanlığın özüne inip o öğretileri özelde şimdiki katolisizme genelde hristiyanlık doktrinlerine karşı kullanıyor(muş) bloch bu kitapta. bizim ihsan eliaçık'ın kur'an okuyuşu gibi.. hepsini kenara bıraktım mümkün mertebe. ben müze gezmeye gidiyorum....

17 Ekim 2012

nata vega akvaryum


açıldığını duyduğum ilk günden beri görmek istiyordum burayı. türkiye'nin en uzun akvaryum tüneli buradaymış, hatta avrupa'da da sıralamaya giriyormuş. altınızdan üstünüzden köpek balıkları geçiyormuş falan. vaktiyle akvaryuma, balıklara deli gibi para döken ve şu an dahi ilkay'ın yerinde engellemeleri olmasa aynı yola girmeye namzet ben, bu fırsatı kaçırsam olmazdı? hem de ankara'ya açılmışken bu hoşluk! olmazdı. gittik, gördük. işte oradan bunlar...

18 Eylül 2012

her yönüyle hacıbektaş ilçemiz

başlık ve kapak fotosu biraz yersiz kaçtı sanki? :)


salihli ve hacıbektaş birbirlerinden bir hayli uzak oldukları için bayramları paylaştırdık bu iki yer arasında. ramazan bayramında hacıbektaş'tayız, kurbanda salihli'de. yoksa baş edemeyeceğiz o kadar yolla. hacıbektaş'a gittik, ama kurban da kesildi bu kez. nasip! işte bu başlıkta bu hacıbektaş gezimizden çektiğim çeşit çeşit fotoğraf. hepsi bir arada. içeride...

25 Mayıs 2012

müzeleri koşturmak



müzeleri gezmeye değil de görüp geçmeye devam ediyoruz. iyi ki hepsi aynı bölgede! iyi ki 12 mplik iphonelarımız var. allahıma bin şükür. şimdiki istikametimiz resmi adı smitshonian ulusal amerikan sanat müzesi ve sonrasındayine smithsonian doğa tarihi müzesi. işte o koşuşturmadan...

11 Mayıs 2012

smithsonian national air & space museum



burayı gelmeden önce biliyordum çünkü bu müze kendi çapında bir efsane. washington dc.'ye gelenler beyaz sarayı görmeseler de olurmuş ama burayı görmezlerse katiyen olmazmış! buranın ne kadar güzel olduğunu şöyle anlatayım: burada o sıkışık programımıza rağmen 3 saate kadar durabildik. hadi diğer müzeleri de görelim diyemediler bile. gerçi zamanlarının bir çoğu müze hediyelik dükkanında geçti. ama dükkan gerçekten çok iyiydi. nazarımda müze kadar ilginçti. müze şimdiye dek hayatımda gördüğüm en sağlam müze/sergi diyeyim siz anlayın gerisini.

5 Ocak 2012

aslında...

en başta herkese iyi seneler. 2010 kötüydü bizim için. 2011 büyük bir sürpriz ile geldi. bakalım 2012 nolacak. belki mayaların kıyameti kopar, veya suriye'yle olmadı iran'la savaşa gireriz.. kıyamet kopsa daha adil olur sanki. bilemedim bak şimdi....


aslında arada bir değil de baya gidiyormuşuz istanbul'a. yıllık hesabı kapatmak için arşivi şöyle bir kurcalayınca farkına vardım :) iş bahanesiyle, düğün bahanesiyle, yok askerlik yok bilmemne, her fırsatta oradayız sanki. azcık da utandım. iyi ağırlatmışız her seferinde kendimizi :) 

25 Kasım 2010

aile saadeti

yanlış anlaşılma olmasın. aşağıdaki hareket birine küfür etmek için yapılmadı. aslında küfür edilecek kişi konusunda bir sıkıntımız da yok gerçi. 
bu bizim serhat'ın en sevdiği pozu :)





bizimkilerle beraber ankara'da kısa geziler yaptık. yaptık yapmasına da pek zor oldu aslında. kararım kesindir: en yakın zamanda ehliyet -ve mümkünse araba- alınacak! yoksa olmuyor. hep ankara'ya gelenleri gezdirme sıkıntısı içindeyiz zaten (malum ankara işte -tuba duymasın!) bir de var olan yerlere kafamız estiğince gidip gelemiyoruz. neyse ki ankara'ya daha yeni yeni ayağı alışan bizimkileri götürecek şimdilik bir kaç yer vardı...

27 Mart 2010

angara angara güzel angara

önceki konuda yazdığım gibi işim düştü de nevruza katıldım. aynı şekilde yine işim düştü de nevruza davetli olanlara ankara gezisi yaptırdım. daha doğrusu koşturdum. bir gün içerisinde anıtkabir, resim-heykel müzesi, etnografya müzesi, kale, rahmi koç müzesi, anadolu medeniyetler müzesi, ilk tbmm müzesi, kurtuluş müzesi gezilemiyormuş. ama isterseniz koşuşturabiliyorsunuz bunların arasında. onu öğrendik.

her şeyden öte ulus'a ne kadar haksızlık yaptığımı, ankara'yı aslında doğru düzgün görmediğimin farkına vardım. hiç olmazsa 15 saat süren bu koşuşturma sonucunda planladığım ankara gezimin neyi kapsayıp neyi kapsamayacağının kararını vermiş durumdayım :)


yukarıdaki foto ile gezimizin bir alakası yoktu. ama nevruz kutlaması yapılırken karşıma gelen kareyi çekmek durumunda kaldım. neticede gezdiğimiz yerleri barındırıyor. sanki ankara değil de ne bileyim avrupadan bir yer. dikkatinizi çekerim fotoğrafı az çok güzel kılan şeylerin hepsi devlet binası :) yukarıda tepedekiler etnografya müzesi ve resim heykel müzesi. onun altındaki devlet opera balesi, su zaten gençlik parkı. bir de devlet kötü der bazı densizler! :)


12 Mart 2010

mozaik


antakya'ya yolu düşenlerin mutlaka uğraması gereken bir yermiş bu mozaik müzesi. önceden gezip görenler hep öyle demişti. biz de bir deneyelim dedik. ki bizim müze tarihimizde bir ilktir: giriş ücreti olan 5 tl'yi vermeden işyeri kimliğimi göstererek elimizi kolumuzu sallayarak geçtik. demek kimlik bir işe yarıyormuş! şimdilik sadece bu işe yaradı da!

20 Ekim 2009

st. petersburg balmumu heykel sergisi

okula gidip gelirken afişini gördüğüm sergiyi pınar'ın (karşılayamadığımız) isteği sayesinde gördük.

"ilk olarak avrupa'da ölülere duyulan saygıyı belirtme ve esrarengiz (!) törenler düzenleme amacıyla yapılan heykeller..." diye bir ifade var serginin broşüründe. nasıl bir esrar anlamış değilim. amma velakin bilumum çarın ve bittabi lenin'in cesetlerinin mumyalanıp sergilenmesi ve ziyarete açılması az buçuk birşeyler anlatıyor bana. sosyolojide civil religion denilen hadise heralde :)

neyse. efendim. gittik gördük. pek bi sevdik..


yukarıdaki şahsiyet ivan grozni imiş. namı diğer "korkunç ivan". ne yalan söyleyeyim benim sergide en beğendiğim heykel buydu. adamın zaten güzel yapmışlar heykelini. bir de çok güzel bir yere koymuşlar ki ışıklar vursun yüzüne, efekt yapsın, gölgeli olsun. korkunç olsun. valla helal olsun yapana...



19 Ekim 2009

epic story (alparslan) ver.2.0

st. petersburg balmumu heykel müzesinin sergisini gezdik.
seriden daha bir çok fotoğraf gelecek :)

fotoğraflardan önce benim 300 'ıspartalı' adlı serimden parçalar... :)

 





sergide çektiğim 'alparslan' heykelinin fotoğrafları üzerinde çalışılmıştır..

17 eki 09