bizim tayfa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bizim tayfa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Ağustos 2016

neşekronik - 2


daha dün neşe'nin 5. yaş gününü kutladık. bize katılacağının haberini aldığımda bu blogda artık yazdıklarımın amacının değiştiğini, bu blogu ileride okursa, bizim gezi günlüğümüzü okuyabilsin ve bizim ne menem insanlar olduğumuzu anlayabilsin diye yazacağımı söylemiştim. annemin babamın olsaydı ben çok eğlenirdim. blog yazma devri kapanıyor ve de hayatlarımız da değişiyor; artık kimse 160 karakter fazlasını okumuyor. benim de entry'lerim arasında uzun aralar var artık. neşe büyüyünceye kadar google blogspot'u hala destekler mi? sanmam. belki bizim gibi bi kaç insanı mutlu etmek adına açık bırakır bu servisi antika namına. neyse.. artık neşe için de yazdığım bu blogda 2 yaşından sonra neşe yok! 2012 kasımdan beri. olacak şey değil. hızlı bir neşe geçişi olacak bu konu. uyarı! ağır çocuk fotoğrafı içerir. geziler için bloğumu takip edenler kusura bakmasınlar :)  

9 Mayıs 2014

vatikan müzeleri'nde yoruldum ben!

haydi bismillah! sabahın köründe kalktık. harika bir hava ve biz vatikan yollarına düştük. garip bir hismiş. nefret ettiğim bir yere doğru gidiyorum. ama o nefretin sebebinin müessibi olduğu sanat eserlerini görecek olmaktan da heyecanlıyım. 


kafam karmakarışık. bir tarafım vatikan'a, papalığa öfkeyle doluyken diğer tarafım hristiyanlıkla ve hristiyanlarla barışık olma niyetinde. oysa inananları olmasa vatikan'ı kim neylesin? benimkisi işçi sınıfından yana olmak ile onun üretip durduğu kapitalizmden nefret etmek arasında kalmak gibi. nasıl ki elin italyan'ı işin reddi ve/veya işçinin sınıf olarak reddi ile bu meseleyi kapitalizm aleyhine çözmüşse, benim de hristiyanı, hristiyanlığı vatikan ve papalık aleyhine reddetmem gerekiyor. nasıl bunu yaparken işçiyi düşman edinmem gerekmiyorsa, hristiyanı da düşman bellemem gerekmiyor. ernst bloch okuyorum: hristiyanlıktaki ateizm. hristiyanlığın özüne inip o öğretileri özelde şimdiki katolisizme genelde hristiyanlık doktrinlerine karşı kullanıyor(muş) bloch bu kitapta. bizim ihsan eliaçık'ın kur'an okuyuşu gibi.. hepsini kenara bıraktım mümkün mertebe. ben müze gezmeye gidiyorum....

24 Aralık 2013

datça son liman


datça'ya ilk kez bizim ilk düğünden sonra gelmiştik. ne beğenmiştik. o günkü hayranlığımı hala hatırlarım. ilkay mutlaka buraya yerleşmeliyiz demişti pazar yerini dolaşırken. bir amca da emekli olmadan gelenleri dövüyoruz demişti. lafı elbet kıçından anladık. o gün bugündür emekli olacağız da datça'ya yerleşeceği diye bir hayalimiz var. aynı hayali kuran milyonlarca beyaz türk gibi biz de büyük şehrin bunaltıcılığından, kalabalığından yılmışız ve tabi ki aslında sakin, şirin ve huzurlu bir yaşam istiyoruz. aynı diğerleri gibi. ve aynı diğerleri gibi aslında geçerli çok da neden yokken kıçımızı büyük şehirlerden ayıramıyoruz. bu konudaki iki yüzlülükte müşterekiz çoğu kişiyle. iyi ki burada bir çoğunluk olabilmişiz. iyi ki... 


kıçımızı kaldıramamaktan muzdaripiz asıl. biz buraları ilk turladığımızda özlem yoktu tabi. o knidos'u ve datça'yı görmek istiyordu. tembellik işte knidos'a gitmedik ama datça'yı da pas geçmedik. gördük, yine dibimiz düştü, yine 'kesin gelinmeli' dedik, hatta arayıp fiyat alan bile oldu. sonra arabalara binip megaşehirlerimize geldik. 

yine palamutbükü!


kendi halinde ailecikler olarak palamutbükü'ne gitmiştik. daha öncesinde bazı seçenekleri el aldık. börtübed'in çok ıssız olduğunu, dalyan'ın çok rüzgarlı olduğunu, adrasan'ın çok sıcak olduğunu ve bodrum'un çok kalabalık olduğunu düşündüğümüzden palamutbükü'ne gittik. ben bu tercihin bizim kızlar için pek uygun olmadığını düşünüyordum aslında. ama zaten fark etmezmiş. bizim kız bir yandan, defne öte yandan hastalanıp, huysuzlanıp durdular sürekli. çoğumuz pek bir şey anlayamadık tatilden. pek tatil olmadı. ama eğlendik mi? evet :)


2 Ekim 2013

sinan'ın izinde


edirne dönüşü istanbul'da 23 nisan'a kadar biraz daha kalmak istedik. çalışan çalışsın biz gezeriz, dedik. ayıp oldu biraz galiba.. yarımadada kısa bir tur yapmışsız..

su bülbülü - edirne



senelerdir hep edirne planı yapar dururduk. biraz yazışma, azıcık da araştırma sonucunda bir hafta sonu bizim tayfa'yla bu planı gerçekleştirme derdine düştük. ne mutlu bize!


asıl hedefimiz 'kurbağa bacağı' yemekti. öyle her daim yediğimizden değil elbet. radikal'de bir haber okumuştum. senelerdir buralarda kurbağa toplanıp avrupa'ya, özellikle de fransa'ya satılırmış. sonra bir girişimci ben bunu burada da satarım demiş, bir mekanda yapmaya başlamış. hem de çok ucuza. fransa'da küçücük tabağa 10 euro'dan aşağı ödenmezken edirne'de koca tabak 7,5 liraymış. hiç kaçırmayalım fiyat iyi dedik. düştük yola. oralarda su bülbülü denirmiş (teyitli bilgi değil). 

yiyecek şey mi yok? mesela meşhur yaprak ciğerini yiyecektik, badem ezmesi yiyecektik. sonra o kurabiyelerden. sonra, selimiye'yi ve eskiden başka ne kaldıysa görecektik işte. gidince aslında edirne hakkında pek bir şey bilmediğimiz ortaya çıktı. orada öğrendik işte. niye geziyoruz ki yoksa -di mi ya?


3 Eylül 2012

tatildeydik


şimdi buraya fotoğraf koymak için bakıyorum da aslında koyacak çok da bir şey yokmuş. şöyle bir toplanıp da birlikte tatil yaptığımız tayfa toplu halde dizilmemişiz objektifin karşısına. varsa yoksa kızlar. olsun. izi kalsın. dediğim gibi, tatilde biz-bizeydik. yedik içtik bol bol yüzdük. darısı gelecek seneye. eksikler tamamlanır umuduyla :)


11 Şubat 2012

neşe geldi (milat)


bloga uzun süre yeni birşeyler yazmamamın çok aptalca bir sebebi var. kendime gök görmediğin bir kızı olmuş, tutmuş.... dedirtmemek. blogda güya kronolojik sırayı takip ediyorum ya, sıra o müthiş hadisede: kızım doğdu! baba oldum! (30 ağustos 2011) elimde binlerce fotoğraf. hele ki şimdi kız artık 6 aydan gün almaya başlamışken. kendimi tutmazsam burayı aile albümüne çevirmem olası. ama hiç istemiyorum. o nedenle bir türlü giremedim olaya. bu blogda kızımın bolca fotoğrafı olacak, ama mümkün mertebe az tutmaya çalışcağım. artık ne kadar başarabilirsem. işte kızım:

7 Ocak 2012

eymir & tolgacan


eymir'e özel davet üzerine gittik. şimdi bizim tolgacan'ın çalıp ettiği bir grubu var. arada toplaşıp eymir'de yiyip içip çalıp söylüyorlarmış. tolgacan'ın doğum gününde de çalacaklarmış. bizi de çağırdılar sağ olsunlar...


5 Ocak 2012

aslında...

en başta herkese iyi seneler. 2010 kötüydü bizim için. 2011 büyük bir sürpriz ile geldi. bakalım 2012 nolacak. belki mayaların kıyameti kopar, veya suriye'yle olmadı iran'la savaşa gireriz.. kıyamet kopsa daha adil olur sanki. bilemedim bak şimdi....


aslında arada bir değil de baya gidiyormuşuz istanbul'a. yıllık hesabı kapatmak için arşivi şöyle bir kurcalayınca farkına vardım :) iş bahanesiyle, düğün bahanesiyle, yok askerlik yok bilmemne, her fırsatta oradayız sanki. azcık da utandım. iyi ağırlatmışız her seferinde kendimizi :) 

27 Aralık 2011

bir ara istanbul'a gitmiştik


ankara'da bunalınca soluğu istanbul'da alıyoruz. o kesin. ama istanbul'a orası istanbul diye mi gidiyoruz yoksa orada birileri var diye mi gidiyoruz, işte onu kestiremiyorum. mesela haziran 2011'de bir istanbul gezisi yaptık. kız dünyaya merhaba demeden bir daha görelim istanbul'u dedik (belki de kız doğmadan bir istanbul görsün istedik). gittik. yine bizim tayfa. gezdik tozduk. diye hatırlıyordum. ama bir baktım ki hiç boğaz görmeden geri dönmüşüz ankara'ya. yok. sanırım istanbul istanbul'da birileri var diye güzel herhalde. işte 15 milyon kişi içinden bir kaç kişi... işte o günler var burada...

1 Ocak 2011

renewed old ankara

aslında ne olup bittiğini pek de hatırlamıyorum ama borik kardeş ankara'ya gelince ulus tarafını gezeceğimiz tuttu. her ulus denildiğinde ne var ki orada yine diyerek habire kaçma çabası içinde olsam da her gittiğimde de ziyadesiyle memnun kaldım. sanırım ne olursa olsun alışıldık mekanların dışına çıkmak insanı mutlu ediyor :)


o sıralar odtü ile son kontağım olan kentsel politika planlama ve yerel politikalar yüksek lisans programı ile ilişiğimin kesildiğinin bana aps yoluyla iletildiği günlerdi.  kentsel dönüşüm, yeniden değerli kılma gibi afili kelimelerin ardına sığınmış olan rant meselesi ile artık akademik anlamda ilgilenmeyeceğim anlamına da geliyordu bu tabi ki. gerçi bu geziyi yaptığımızda o zamanki derdim çok çok farklıydı tabi. ama ben bir dönüşüm gördüm ki tahayyül edemezdim görmeseydim!

31 Aralık 2010

bir paragrafla elde kalmışlar

 2010 berbat geçen bir yıl oldu işin aslına bakılırsa. her şeyden evvel neredeyse her ay düzenli olarak hastaneye gittik. bahanemiz hiç eksik olmadı ki! annem, babam, kaynanam, kaynatam, teyzem, yengem, ablam, abim, yiğenim, kayın amcam, kayın dayım, kayın komşum....  ve nihayetinde ben! bu kurban bayramını kazasız belasız geçiremedik şu uğursuz 2010 yılı yüzünden. bıçağı müthiş bir isabetle baş parmak tendonuma soktum, sonra ameliyat oldum, sonra dikiş yerim iğrenç bir hal alınca doktorlarla beraber panik olduk. önce bir ameliyat daha dediler, sonra şarbon olabilir dediler, en nihayetinde orf olduğum anlaşıldı. 6 haftadır evde yatıyorum hiçbir şey yapmadan. ama neyse ki  2010 bitiyor :) 

(ayrıca 31 ocak 2010 tarihi itibarıyla sigarasızlığın 150. gününü de devirmiş bulunuyoruz. 6. ay sendromu feci !!)


ben de sene bitmeden elimdekilerin bir kısmından daha kurtulayım da rahata ereyim dedim. buyrun;


21 Kasım 2010

hızlı yarımada turu


istanbul'a o zaman gidiş nedenimiz olan nikahtan sonra biraz koşarak biraz keyif çatarak yaptığımız hızlı yarımada turudur... nedense çok da gitmemiş elimiz fotoğraf makinesine...

26 Ekim 2010

kısa bir odtü


düğün ertesi odtü'ye kahvaltıya gittik. sonra herkese evli evine köylü köyüne yaptık...




18 temmuz 2010

düğün dernek



17 temmuz 2010'da burcu'muzla cemal'imizi everdik allah'ın izniylen...

bir yastıkta kocasınlar, başbakanımıza uyup dizi dizi evlatları olsun :)


13 Ekim 2010

bodrum



tamam artık koyuyorum, ihmal etmiyorum blogu dedim diyeli 1 aydan fazla zaman geçmiş. bu sırada bekleyen fotoğraflar da üst üste yığılmış. ama hayat şu sıralar fazlasıyla hızlı benim için. o nedenle biraz ipin ucunu kaçırdım açıkçası. işte eşşekler gibi çalışıyorum. eve gelince yemekten sonra canım daha fazla sigara çekmesin diye olsa gerek 10 gibi uykum geliyor (bugün sigaradan azadeliğin 70. günü!). haftasonları da marifetmiş gibi hafta içinden daha erken saatte kalkıp pedallamaya gidiyoruz.--bunun ayrıntıları sonra :)

eldeki fotoğrafları atlamak istemiyorum o yüzden hızlı bir geçiş seromonisi halinde sunacağım...

31 Ağustos 2010

gündoğan, yalıkavak, gümüşlük


o kadar şikayet ettik ama yine de gezmeden edemedik aslında. ilkay'ın uğraşları sonucunda dondurma yemek için yalıkavak'a gittik. sonra da yeterince fotoğraf çekemedik deyip gümüşlük'e kaçtık. aslında altımızda bir araba olsaydı veya bu küçük yerleşim birimleri arasındaki ulaşım sorunsuz olsaydı biz yine de dolanabilirdik yarımada etrafında. ama hava çok ama çok sıcaktı; o sıcakta minibüs beklemek ızdıraptı; o minibüslerde ayakta sıkış tepiş gitmek işkenceydi; ve minibüslerin akşam 17:00'de bitmesi ve gelinen yarım saatlik yolun dönüşünün bodrum üzerinden tüm yarımadayı dönerek 2 saatte alınması başka bir olaydı. hal böyle iken böyle oldu işte...


14 Ağustos 2010

yeni sezona hazırım

uyanınca o gün giyecek gömleğimin olmadığın anladım. gözümden uyku aka aka ütü yaptım. ilkay'la servise bindik. kızılay'a giderken yine uyudum. 15 dakika uyumak her halükarda kardır. güvenpark'ta indik, kaşarlı poğaça aldık. sonra ilkay gitti. ben de poğaçayı dişlerken 100yıl veya çukurambar dolmuşlarından birine binmek üzere durağa gittim. bulduğum ilk dolmuşa oturdum, paramı uzattım. her zamanki gibi. ta ki oradaki ayakçı kafasını kapıdan uzatıp kimsenin gözüne bakmadan o tok ama harikülade sesiyle "bahçeli, armada, çukurambar arabası. balgat'tan yüzyıldan geçmez. yanlış binmeyelim" deyinceye kadar.




aradan nerdeyse 1 ay geçti. biz tatile gittik. döndük düğün yaptık. kalanlarla ankara'da gün geçirdik. sonra istanbul'a gittik. vıcık vıcık bir sıcak. orada nikah yaptık. yemek yemedik diye azarlandık. ankara'ya döndük. temizlik yaptım yine. bizimkiler geldi. benim için cehennem sıcağı, bizimkiler için serin bir esinti olan ankara'nın kuru sıcağında kısa ankara gezileri yaptık. sonra onlar gittiler, tuba kaldı. evimizi süpürdü, bulaşıkları topladı, kedilere baktı. sonra onu gönderdik, biz hacıbektaş'a gittik. döndük. işe geri döndüm. sonra istifa ettim. yeni işime başladım. şimdi yeni işyerimin o can sıkıcı ortamına ve bütün tuhaflıkları üzerine toplamışa benzeyen yeni iş arkadaşıma alışmaya çalışıyorum. hiçbiri yetmemiş gibi sigarayı da bıraktım. bırakmış gibi yapıyorum belki. ama içmiyorum 10 gündür.


o ayakçı 1,5 senedir her iş sabahı duyduğum o sözleri tekrar etmeseydi, dolmuştaki bizleri uyarmasaydı yanlış arabaya binmeyelim diye, kendimi başka bir zaman boyutuna geçmiş gibi hissedebilirdim alimallah. oysa değişen hiçbir şey yok. aynı kentteyim; ama çok sıcak. farklı işteyim; ama değişen çok da birşey yok. hala 15 gün tatil yapabilmek için deli gibi çalışmak zorundayız!


(ara not: yukarıdaki ilk iki foto dennis beyimizin çektiği iki alakasız fotoğraftır. konuyla alakası yoktur. ama kendisi vatani görevini icra etmeye kastamonu yollarına düşmüştür. onun için buradadır!)

onca şeyi yaparken tonla fotoğraf çektim ama bir türlü başına geçip de koyamıyorum buraya. bu haftaya kadar kişisel gündemimin sıkışıklığındandı. şimdiyse sigarasızlıktan. karar verdim; sigara içmeden buraya çektiklerimi koymaya başlarsam, o isteğin üstesinden gelebilirsem, o zaman inanacağım o lanet sigarayla yaptığım savaşın ilk raundunu kazanabileceğime...


uykusuzdan...
   

10 Temmuz 2010

tatile gidiyoruz



bizim tayfayla tatile gidiyoruz ! o kadar çok ihtiyacımız vardı ki bu tatile, geriye doğru saya saya bitermedik günleri. yine hep beraberiz, yine yollardayız. heyyoooooooo gidiyoruz ulenn!!


üstteki fotoğraf ya 1999 ya da 2000 yılından. O zaman altımızda 900 motor bi renault twingo vardı. Aytaç'ın bok böceği. tepmediğimiz yol kalmadı birlikte. hatta şöyle söyleyelim foça'dan tutun aşağı doğru ege sahillerinden devam edin ve bunu sahil hattı boyunca (!) alanya'ya kadar sürdürün. o yolları hep beraber aldık. küçücük bir araba, iki tane ucuz çadır, piknik tüpü, çaydanlık, iki üç tava, gezip duruyorduk. şimdiyse senede 15 izin günümüzü satın alabilmek için var gücümüzle çalışıp duruyoruz...


neyse. enseyi karartmayalım! biz yine tatile gidiyoruz. ben, ilkay, aytaç, özlem, dilek ve deniz'le :)

darısı başınıza millet !