31 Ağustos 2010

gündoğan, yalıkavak, gümüşlük


o kadar şikayet ettik ama yine de gezmeden edemedik aslında. ilkay'ın uğraşları sonucunda dondurma yemek için yalıkavak'a gittik. sonra da yeterince fotoğraf çekemedik deyip gümüşlük'e kaçtık. aslında altımızda bir araba olsaydı veya bu küçük yerleşim birimleri arasındaki ulaşım sorunsuz olsaydı biz yine de dolanabilirdik yarımada etrafında. ama hava çok ama çok sıcaktı; o sıcakta minibüs beklemek ızdıraptı; o minibüslerde ayakta sıkış tepiş gitmek işkenceydi; ve minibüslerin akşam 17:00'de bitmesi ve gelinen yarım saatlik yolun dönüşünün bodrum üzerinden tüm yarımadayı dönerek 2 saatte alınması başka bir olaydı. hal böyle iken böyle oldu işte...


29 Ağustos 2010

herşey dahil

sigarayı hala inatla isteyişimin 25. günü bitti, 26'dan saat bile aldım. ama hala elim klavyeye, mouse'a deyince gözlerim etrafta sigara paketi aramaya başlıyor. ama iyi olan bir şey de var tabi: hafta içi gündüzleri sigara aklıma gelmiyor :) tek motivasyonum hala bir kenarda biriktiğini düşündüğümüz -ama aslında görmediğimiz için emin de olamadığımız- para. çok şey yapacağız bu parayla. sabancı, koç olacağız. allah izin verirse. mübarek ramazan ayında...



buraya fotoğraf koymaya başlayınca ilk round'ı kazandım sayacağım kendimi demiştim ya, o zaman tatilimizden gelsin o zaman. hani şu yazın başı sayılacak zamanda gittiğimiz ama benim anca sonbaharın başında koyabileceğim fotoğraflar. derdim başka ya fotoğraf üzerine hiç de düşünmedim. sadece unutmadan edeceğim iki çift lafım var.

14 Ağustos 2010

yeni sezona hazırım

uyanınca o gün giyecek gömleğimin olmadığın anladım. gözümden uyku aka aka ütü yaptım. ilkay'la servise bindik. kızılay'a giderken yine uyudum. 15 dakika uyumak her halükarda kardır. güvenpark'ta indik, kaşarlı poğaça aldık. sonra ilkay gitti. ben de poğaçayı dişlerken 100yıl veya çukurambar dolmuşlarından birine binmek üzere durağa gittim. bulduğum ilk dolmuşa oturdum, paramı uzattım. her zamanki gibi. ta ki oradaki ayakçı kafasını kapıdan uzatıp kimsenin gözüne bakmadan o tok ama harikülade sesiyle "bahçeli, armada, çukurambar arabası. balgat'tan yüzyıldan geçmez. yanlış binmeyelim" deyinceye kadar.




aradan nerdeyse 1 ay geçti. biz tatile gittik. döndük düğün yaptık. kalanlarla ankara'da gün geçirdik. sonra istanbul'a gittik. vıcık vıcık bir sıcak. orada nikah yaptık. yemek yemedik diye azarlandık. ankara'ya döndük. temizlik yaptım yine. bizimkiler geldi. benim için cehennem sıcağı, bizimkiler için serin bir esinti olan ankara'nın kuru sıcağında kısa ankara gezileri yaptık. sonra onlar gittiler, tuba kaldı. evimizi süpürdü, bulaşıkları topladı, kedilere baktı. sonra onu gönderdik, biz hacıbektaş'a gittik. döndük. işe geri döndüm. sonra istifa ettim. yeni işime başladım. şimdi yeni işyerimin o can sıkıcı ortamına ve bütün tuhaflıkları üzerine toplamışa benzeyen yeni iş arkadaşıma alışmaya çalışıyorum. hiçbiri yetmemiş gibi sigarayı da bıraktım. bırakmış gibi yapıyorum belki. ama içmiyorum 10 gündür.


o ayakçı 1,5 senedir her iş sabahı duyduğum o sözleri tekrar etmeseydi, dolmuştaki bizleri uyarmasaydı yanlış arabaya binmeyelim diye, kendimi başka bir zaman boyutuna geçmiş gibi hissedebilirdim alimallah. oysa değişen hiçbir şey yok. aynı kentteyim; ama çok sıcak. farklı işteyim; ama değişen çok da birşey yok. hala 15 gün tatil yapabilmek için deli gibi çalışmak zorundayız!


(ara not: yukarıdaki ilk iki foto dennis beyimizin çektiği iki alakasız fotoğraftır. konuyla alakası yoktur. ama kendisi vatani görevini icra etmeye kastamonu yollarına düşmüştür. onun için buradadır!)

onca şeyi yaparken tonla fotoğraf çektim ama bir türlü başına geçip de koyamıyorum buraya. bu haftaya kadar kişisel gündemimin sıkışıklığındandı. şimdiyse sigarasızlıktan. karar verdim; sigara içmeden buraya çektiklerimi koymaya başlarsam, o isteğin üstesinden gelebilirsem, o zaman inanacağım o lanet sigarayla yaptığım savaşın ilk raundunu kazanabileceğime...


uykusuzdan...