panorama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
panorama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Kasım 2016

bologna



floransa'da toplantı olacakmış, davetliymişiz, davete icabet için görevlendirilmişiz. hay bin kunduz! "ben daha yeni gitmiştim floransa'ya" demek ayıp kaçacaktı, o yüzden sustum, sineye çektim. hele uçak biletinin bologna'dan alındığını duyunca, eyvah, dedim, ilkay yine kızacak! ama devlet görevi. seçenek yok. gittik bologna'ya da...

30 Temmuz 2015

pazar ayinleriyle vilnius

google'dan buldum, kaynak neresiydi?

"şehir küçükse küçük ama turlamak için çok da zamanımız yok. erken kalkalım" dedik ama bir önceki günün şaşkınlığı hala üzerimizde. sabahın 3 buçuğunda doğan güneşle birlikte bedenim hemen uyanma moduna geçti. iyi şartlamışım demek, güneş tepede, servis e5'te bostancı köprüsünde koş koş koşşş.. sonrasında tekrar uyumak hiç kolay olmadı. tamam artık kalktık kalkmasına da ne yiyeceğiz? mütevazi pansiyonumuz bize uyduruğundan continental breakfast bile vermediği için bir yer bulup meşhur mu meşhur patates kreplerinden yememiz gerekiyor.



derdimizi güç bela anlatabildik. yurtdışında kahvaltı sipariş etmek özel bi marifet. her seferinde inatla her yerin bizdeki gibi bir kahvaltı kültürü olmadığını unutuyorum. kahvaltı var mı? var. çay/kahve? var. tamam, donatıver abi masayı... 

2 Haziran 2015

floransa!


şimdi eğri oturup doğru konuşalım. elimde harika bir rehber var (dost yayınları) ve sayfalarından bazıları incelenmekten eprimiş gitmiş, ama benim floransa gezerken aklımda dönüp duran asıl şey dan brown'un inferno'su. dediğim gibi floransa hakkında bir sürü şey okudum ama floransa'ya gidecem diye bu kitabı inatla buldum ve okudum. --aytaç sağolsun, kendi de floransa'ya gidecekken elindeki kitabı bana gönderip müthiş bir fedakarlıkta bulundu. garibim istanbul'a dönüp 1 sene sonra kitabı okuyunca anladı ne eşşeklik ettiğini.

3 Haziran 2014

cinque terre'ye bi gidin de...

gevezelik ederken söylemeyi unuturum belki: şu aşağıdaki fotoyu ben çekmedim, keşke ben çekseydim. italya gezisini yavaştan şekillendiriyordum ve bu fotoğrafı gördüm. oraya gidenlerin bloglarını okudum hemen. sonra roma'daki bir günün üzerine bir soru işareti koydum ve bu bölgeyi ekledim listeye. gezi arkadaşlarıma gönderdim. teklifim ayakta alkışlarla kabul edildi...


cinque terre toscana'da değil, italyan riviera'sında ve liguria bölgesinde. dağlarla deniz arasına sıkışmış bir bölgede bir sürü köyden oluşan bir bölge. cinque terre'yi -adından da belli- asıl olarak beş köy oluşturuyor, 5terre de deniyor. buralara arabayla ulaşım yok. ya denizden ya da trenle gelebilirsiniz. bölge cinque terre ulusal parkı olarak tescil edilmiş ve unesco dünya mirası listesinde. italya'nın en ünlü yürüyüş yolları buradaymış. bizim de gidip trekking yapma planımız var.. en baştan başlayalım... buyrun...

26 Mayıs 2014

san pietro'nun kubbesine çıktım ben!


sabah beklediğimiz sıraya laf ederken çok aceleci davranmışım. müzeden sonra san pietro'ya girmek için beklediğimiz sıranın yanında bir hiçmiş. orada çekilmiş başka fotoğrafları görünce de sezonunda beklenen sıranın yanında bu sıra yok hükmündeymiş. hamama giren terler, terledik. arattık üstümüzü başımızı, girdik dünyanın en büyük kilisesine..

4 Şubat 2014

büyük saray & wat phra kaew


bangkok'taki ilk günümüzden baya bir ders çıkartmıştık. ikinci gün kendimizi sokaklara salmadan önce ne yapmak istediğimizi, nereye nasıl gitmemiz gerektiğini belirledik. rehberlerde grand palace olarak geçen, thai dilinde พระบรมมหาราชวัง olan saraya gidelim dedik. yanında da bir budist tapınak var: wat phra kaew. gördüğümüz fotoğraflardan sonra doğrusu çok hazırım nefesimin kesilmesine. dünkü göremediğim tapınak hala aklımda. fırsat kalırsa nehrin karşısına geçip gezerim diyorum kendi kendime. 

2 Aralık 2013

kervansaraylar & obruk

ramazan bayramı sonrasında tatil yollarına düşecektik. kara kara düşündüm durdum çünkü hacıbektaş dediğin yerden palamutbükü dediğin yere neredeyse 1000 km (tam olarak 966 km) vardı ve hazreti google bana 14 saati öngörüyordu. ki bunun son 4-5 saatinin gökova, marmaris ve datça virajları olduğunu düşününce ürpermemek pek de mümkün değildi. kendimizi zorla denizli'de ağırlatmaya karar verdik. hani nereden baksan iki tane evimiz var orada...  


adetim kurusun, hemen geçeceğim rotayı planlamaya başladım. kaç senedir elimde atlas'ın verdiği türkiye kervansaraylar atlası vardı ve bunların bir çoğu benim gitmeyi planladığım hat üzerindeydi. tamam, doğrusu şu: rotayı bu kervansarayları görebilmek için böyle planladım. herkesi de ikna ettim bu fikre. hiç de zorlanmadım doğrusu. demek ki neymiş? bir geziye çıkarken kimle gezeceğine dikkat etmen gerekirmiş.. malumun ilamı (çok seviyorum bunu demeyi)...

7 Aralık 2011

prag kalesi


prag'daki son görüşmelerden sonra öğleden sonrası bize kaldı. ne mutlu! idi. ta ki kimlerle gezdiğim aklıma düşünceye kadar. sevgilininin, eşinin, dostunun değil de görev kağıdında senin adınla beraber kimin adı varsa  orada onlarla berabersen, sen de tüm asabiyetinle surat asıp duruyorsun. aradaki makul tekliflere dahi 'hayır' demek alabileceğin tek intikam oluyor. haksızlık da ediyorsun haliyle. tek tesellim prag'ın aslında o kadar da uzak olmadığı. buraları kafamca gezebileceğim bir toplamın listesini oluşturuyorum şimdiden. hazırlanın millet yola çıkıyoruz...


22 Kasım 2011

masal


gereğinden fazla duygusal bir isim verdim bu başlığa diye her türlü alaycı bakışı sindirmeye hazırım ! :) ama napayım prag'ı görünce hissettiğim şeyi anlatan (ve bu açıdan da bildiğim en iyi) kelime bu. diğer alternatifler büyü, sihir, mucize veya 'oh my lord' gibi bir hayret nidası olunca elden başka bir şey gelmedi. neyse, işte benim için ilk gün prag...

17 Ağustos 2011

ulu manitu

(önce not: fotoğrafları düzenleyip buraya koydum. yazmaya üşendim, taslak olarak kaydettim. ben öyle sanıyordum daha doğrusu. yazısız vesairesiz "sehven" yayınlanmış. ooops! pardon!)


konferans-otel arası gidip gelirken bari bir yerlere gidelim kabilinden yola düştük. gitmesi kolaydı da dönmesi pek zordu. malum ulaşım sorunu. otel resepsiyonu taksi çağırıyor, orada sorun yok ama gittiğimiz yerden nasıl döneceğiz onu hiç hesaplamamıştık. azıcık rocky dağlarına tırmanalım, manitou spirngs'i old colarado'yu görelim dedik.


27 Mayıs 2010

leman sam ve biz


devrim yürüyüşü sonrasında leman sam konseri. buradaki fotoğrafları seçerken habire leman sam şarkıları aklıma düştü. sesim çok güzel heba olmasın sağda solda diyerek şarkıları hep içimden söyledim. sonra sustum, leman söyledi. ilkay'a dediğim gibi kafamın içinde radyo istasyonları fink atıyor (ona göre diş dolgularım kapıyordur belki frekansları. oysa benim diş dolgularım metal değil :) )..

marsis konserinde gerçekten çok eğlenmiştik. ama leman sam bir başka. kendi şarkılarını söyledi, kızı şehnaz sam "commandante che guevera" ile milleti coşturdu, arada ankara havaları çaldılar, en son da zülfü livaneli şarkıları ile konseri bitirdiler. daha ne olsun? haaa leman sam şahnaz'ın yanında şevval'i de getirse çok memnun olurduk tabi. seneye inşallah... benim için bu seneki şenliğin en güzel konseriydi...

6 Eylül 2009

panaromik - plajik çalışmalar...

midilli'nin bu kadar yakın bu kadar uzak olması garip. bir deniz bisikleti kiralasan gidilir heralde. ekşide hava güzelse ve şansınız varsa midilli'deki kasabaları köyleri görebilirsiniz diyordu. ayvalık, cunda ve sarımsaklı'da sürekli olarak mübadele lafı geçiyor zaten. midilli ve girit'den gelen türkler bu bölgeye buradaki rumlar da midilli ve selanik'e gönderilmişler. çok acı bee.. eskiden kahvesinde oturup dama oynadığın arkadaşlarının karşı köyde yaşamaya devam ettiğini bileceksin, temiz havada o köyü göreceksin ama oraya gidemeyeceksin.. yazık!!