ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ankara etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2016

mikro iktisat, makro cüret


hacıbektaş'a her gittiğimde yanımda fotoğraf makinemi mutlaka götürüyorum. o 'bozkırın ortası'ndan hep beni tatmin eden şeyler çekebildim. bunlardan önemli bölümü de makrolar. daha önce de bu blogda hacıbektaş kırsalından denediğim makroları koymuştum (burada: makro); hala aynı noktadayım, yani hala yeni bi lens için param yok -başlığın ilk kısmı- ve hala öyle de olsa makro denemek çok hoş -başlığın ikinci kısmı-.  



instagram denen ortam bazen işe yarıyor. makro çeken birisi "kullanmayı öğrenmek zaman ister ama neden 'extension tube' denemiyorsun?" dedi de dank etti. şimdi aklımda en yakın zamanda bi extension tube almak var. ha bir de ilkay motosiklet ehliyeti almayayım diye bana canon L 70-200mm lens alacak. bu çok mühim notu eklemesem olmazdı. almak istediği zaman "neydi hatırlayamadım? hangi lensti o?" diyemesin diye.

içeride makroların devamı var. devam lütfen...

31 Ağustos 2016

neşekronik - 2


daha dün neşe'nin 5. yaş gününü kutladık. bize katılacağının haberini aldığımda bu blogda artık yazdıklarımın amacının değiştiğini, bu blogu ileride okursa, bizim gezi günlüğümüzü okuyabilsin ve bizim ne menem insanlar olduğumuzu anlayabilsin diye yazacağımı söylemiştim. annemin babamın olsaydı ben çok eğlenirdim. blog yazma devri kapanıyor ve de hayatlarımız da değişiyor; artık kimse 160 karakter fazlasını okumuyor. benim de entry'lerim arasında uzun aralar var artık. neşe büyüyünceye kadar google blogspot'u hala destekler mi? sanmam. belki bizim gibi bi kaç insanı mutlu etmek adına açık bırakır bu servisi antika namına. neyse.. artık neşe için de yazdığım bu blogda 2 yaşından sonra neşe yok! 2012 kasımdan beri. olacak şey değil. hızlı bir neşe geçişi olacak bu konu. uyarı! ağır çocuk fotoğrafı içerir. geziler için bloğumu takip edenler kusura bakmasınlar :)  

13 Mayıs 2013

hıdrellez '13

malum mevsim konser, bayram, şenlik, etkinlik mevsimi. poposunda karıncalar oynaşan bünyeler için hafta sonlarını etkinliksiz geçirmek sümme haşa mümkün değildir. ben hayatımın hiçbir döneminde 'etkinlik insanı' olmadığım halde böylesi insanların peşine takılmakta da bir abes görmedim. takılan yalnız ben olduğum sürece! şimdi yanımızda bacak boyunu bulmaz bir çocuk, etkinlik insanıymış gibi yapıyoruz :)


ankara'da bilinen ilk hıdrellez şenliğine gittik (bu arada ben hıdırellez diye biliyordum doğru yazımını. hangisi doğru emin değilim. bildiğim tek şey ederlezi buralarda bilinen ve kullanılan bir kelime değil. artistik yapmayın!). mesele konsere gitmek değildi elbet; neşe'yi idare etmekti. öğlen 2'de başlayıp gece yarısına kadar sürecekti konserler. korktuğumuz az buçuk başımıza geldi. yine de pek uyumluydu yavrucak! ortama benden daha çok uydu bile denebilir aslında...

17 Ekim 2012

nata vega akvaryum


açıldığını duyduğum ilk günden beri görmek istiyordum burayı. türkiye'nin en uzun akvaryum tüneli buradaymış, hatta avrupa'da da sıralamaya giriyormuş. altınızdan üstünüzden köpek balıkları geçiyormuş falan. vaktiyle akvaryuma, balıklara deli gibi para döken ve şu an dahi ilkay'ın yerinde engellemeleri olmasa aynı yola girmeye namzet ben, bu fırsatı kaçırsam olmazdı? hem de ankara'ya açılmışken bu hoşluk! olmazdı. gittik, gördük. işte oradan bunlar...

5 Ekim 2012

yıldırım fotoğrafı yakalamak


en başta bir itiraf: yıldırım fotoğrafı çekmekten zerre anlamam. nasıl ayar yapılırı bilirim de neye göre yapılır onu pek bilmem. tek bildiğim şey tripodun olacak, fotoğraf makinesinin enstanesi bulb modunda olacak ve tercihen kablolu ya da uzaktan kumanda olacak. o kadar çok fotoğrafı netliği tahammül sınırının altında diye harcadım ki inanamazsınız. zira bu yıldırım nerede ve ne zaman çakacağı belirsiz. siz ha deyip başladıktan 2-3 saniye sonra bulb'ı bitirmek zorunda kalabiliyorsunuz. bu da en baştaki deklanşöre basarken yarattığınız sarsıntıyı fotoğraf için ölümcül kılıyor. ben o yüzden denedim babam denedim. çakan şimşekleri ve düşen yıldırımları yakalamaya başladıkça daha eğlenceli oldu. bir yerden sonra dert makineyi ıslatmamak ve o 'fırtına'nın biraz daha sürmesi için dua etmek. ben bunları yarım saat içinde çektim.  

3 Ekim 2012

meteokronik


iyi ki evimiz yüksekte. güzel ankaramızı bu sayede takdir edebiliyoruz. ne güzel bir coğrafya! ne dehşetengiz bir yaşam! her gün bin kere şükür edilir mi burada yaşama şansına sahip olduğu için bir insan? allah'ın sevdiği kullarıymışız. ne yaptık ki biz bu ödülü hak edecek? ama her gün şaşırtmaca, her gün yeni bir ferahlama, yenilenme, yaşam sevinci hissetme. refreshing diyorum daha iyi anlaşılsın diye. bunlar yetmezmiş gibi atmosferik hadiseler de bonus olarak gelmesin mi arada bir. önce takdir ettim, sonra belgeledim..


28 Eylül 2012

tripkronik



gezintilerimiz. bir konu işgal etmeyeceği için değil de buradaki diğer gezilere çok benzemedikleri için burada ayrıca ve toplu halde duruyorlar. yine bol bol neşe var. arada da can sıkıntımız. toparlıyoruz işte...

27 Temmuz 2012

şöyle serin serin



ne biçim bi sene geçiyorsa bu sene?! kışın ankara dikmen'de -25 ölçüldü. kar-don trafiği birkaç kez sıhhiye'den eve gelebilmeme izin vermedi -ki normal şartlarda 15-20 dakikadır. yıllık ritüelimden birisi haline geldi artık dikmen yokuşlarını o kar kıyamette tırmanarak eve gelmek. kaç kez arabayı otoparkta mahsur bıraktık, hatırlamıyorum bile. belediyeyi 2 kez arayıp allahaşkına şu bizim sokağın yokuşunu bi küreyin dediğimi hatırlıyorum ama. şimdi de -27/7/12- ankara'da 40 C'yi yaşıyoruz. ne güzel ne güzel. tam bu zamanda içim serinlesin azıcık diye o kıştan bir günü koyayım buraya. belki de bizim kızı anneannesine ilk terk edişimiz, uzun zamandan sonra ilk yalnız kalışımız. tarih: 5 şubat 2012, yer: eymir...

26 Şubat 2012

ekim '11


ankara'da bir can sıkıntısı anında yaptığımız saçma gezi.. incek'te kahvaltı, ardından gölbaşı. ankara'nın güzelliği işte. ne yana gitsen orada atraksiyon. eğlence. gırla. kimi de geri dönüyor bu kente! allah allah ?

7 Ocak 2012

eymir & tolgacan


eymir'e özel davet üzerine gittik. şimdi bizim tolgacan'ın çalıp ettiği bir grubu var. arada toplaşıp eymir'de yiyip içip çalıp söylüyorlarmış. tolgacan'ın doğum gününde de çalacaklarmış. bizi de çağırdılar sağ olsunlar...


6 Ocak 2012

75-300mm

bilirsiniz, hep bir zoom lensim olsun da kendime yetecek kadar kuş fotoğrafı çekeyim diyordum. tamron 75-300mm f:4/5.6 macro'yu fiyatı düşmüş görünce bir arkadaşın da gazına gelip aldım hemen. sonuç tam bir hayal kırıklığı. 'kendime yetecek' kelimesini her kullanışım çok bilinçliydi. adam gibi kuş fotosu için en az L serisinin 70-200'üne geçmek gerektiğini biliyorum. tabi ki doğal hedef aynı serinin100-400mm'ü. en başta azçok diyordum ama. çok ama çok başarısız bir lens olduğuna kanaat getirdim. haa ışık güzel olunca tripod kullanamdan dahi macro'da iyi sonuç verdiğini de gördüm. ama amaç kuş fotoğrafına giriş olunca hezimet. ya bu sevdadan vaz geçeceğim temelli, veya arabayı satıp o lensi alacağım...


ama lensin bana şöyle bir artısı oldu. atıl hale geçmiş bir bünyeyi bahaneyle araziye vurdu da az çok kendime geldim. gelmişim demek doğru sanırım. şimdilerde götümü  yerden 1 santim dahi kaldırmak istemiyorum. işte o nedenle eski fotoğrafları deşip duruyorum. bahaneyle eldekileri tüketiyoruz. yıl sonu bilançosu...


1 Ocak 2011

renewed old ankara

aslında ne olup bittiğini pek de hatırlamıyorum ama borik kardeş ankara'ya gelince ulus tarafını gezeceğimiz tuttu. her ulus denildiğinde ne var ki orada yine diyerek habire kaçma çabası içinde olsam da her gittiğimde de ziyadesiyle memnun kaldım. sanırım ne olursa olsun alışıldık mekanların dışına çıkmak insanı mutlu ediyor :)


o sıralar odtü ile son kontağım olan kentsel politika planlama ve yerel politikalar yüksek lisans programı ile ilişiğimin kesildiğinin bana aps yoluyla iletildiği günlerdi.  kentsel dönüşüm, yeniden değerli kılma gibi afili kelimelerin ardına sığınmış olan rant meselesi ile artık akademik anlamda ilgilenmeyeceğim anlamına da geliyordu bu tabi ki. gerçi bu geziyi yaptığımızda o zamanki derdim çok çok farklıydı tabi. ama ben bir dönüşüm gördüm ki tahayyül edemezdim görmeseydim!

25 Kasım 2010

aile saadeti

yanlış anlaşılma olmasın. aşağıdaki hareket birine küfür etmek için yapılmadı. aslında küfür edilecek kişi konusunda bir sıkıntımız da yok gerçi. 
bu bizim serhat'ın en sevdiği pozu :)





bizimkilerle beraber ankara'da kısa geziler yaptık. yaptık yapmasına da pek zor oldu aslında. kararım kesindir: en yakın zamanda ehliyet -ve mümkünse araba- alınacak! yoksa olmuyor. hep ankara'ya gelenleri gezdirme sıkıntısı içindeyiz zaten (malum ankara işte -tuba duymasın!) bir de var olan yerlere kafamız estiğince gidip gelemiyoruz. neyse ki ankara'ya daha yeni yeni ayağı alışan bizimkileri götürecek şimdilik bir kaç yer vardı...

8 Temmuz 2010

elimde kalanlar - 1

uzun bir aradan sonra yine ben! gerçi 20 gün olmuş ama bloglama için uzun bir ara. neden bu kadar geciktim sorusuna verecek yanıtım "fotoğraf çekmiyorum da ondan" değil. fotoğraf çekiyorum yine, arada, sırada. yalnız şöyle bir durum oluştu. google analytics sayesinde siteye kimler neden gelmiş az çok görebiliyorum. son zamanlarda "grup yorum" konseri ile ilgili aramalar sonucu buraya gelmiş ve takip etmeye karar vermiş olan bir çok izleyici var. ve ben buraya ne koyacağımı o yüzden biraz şaşırdım. blogu yapmaya ilk başlarken çektiğimiz fotoğraflar üzerinden bir foto-günlük gibi bir şey olsun istemiştim. yani yediğimiz, içtiğimiz, gittiğimiz, katıldığımız, sinirlendiğimiz, eğlendiğimiz, güldüğümüz şeyleri fotoğraf üzerinden bellekte tutmaktı asıl amacım. ankara'ya mahkum bir çalışan olduğumuz için ve bittabi ankara'da ve ülkede olup bitenlere sadece seyirci kalamayacağımız için blogda bolca eylem ve foto-haber etiketli başlık oldu. bu biraz blogun gidişini kaydırdı. oysa bu blogu kafamda tasarlarken amatör fotoğrafçı olarak "sanatsal fotoğraf", "eylem fotoğrafı", "aile, eş, dost fotoğrafı" ve/veya "gezi fotoğrafları" diye bir ayrım yapmamıştım. yani hem gündem içinde ne hissetiğimiz olacaktı hem de eşin dostun düğünü sünneti, hem gezdiğimiz yerlerden anılar olacaktı hem de kedilerin zıpırlıkları. şimdi o yüzden gerginim. belli google aramalarından dolayı burayı takibe geçmiş kişilere "biz antakya'dayken ..." veya "biz bilmem nerede içerken ...." diye başlayan cümlelerle bizim kendi fotoğraflarımızı mı sunacağım?

maalesef öyle... blogun bir şekilde takip edilmesi hoşuma gitmiyor da değil tabi. gidiyor. ama yaşam da (yaşamım da) devam ediyor. kimseye bir şey vaad etmedim ama kendi kendime olay çıkardım. neyse, dostlar, ben devam ediyorum. günlüğe düşülmesi gereken notlarla...


uzun süredir düzenlediğim ama fırsatını ve bahanesini bulup da buraya koyamadığım fotoğrafları fotoğraf makinesine kavuşmamızın 1. yılı şerefine buraya eklemeye başlıyorum... konu, kişi, mekan ve zaman bütünlüğü yoktur....


27 Mart 2010

angara angara güzel angara

önceki konuda yazdığım gibi işim düştü de nevruza katıldım. aynı şekilde yine işim düştü de nevruza davetli olanlara ankara gezisi yaptırdım. daha doğrusu koşturdum. bir gün içerisinde anıtkabir, resim-heykel müzesi, etnografya müzesi, kale, rahmi koç müzesi, anadolu medeniyetler müzesi, ilk tbmm müzesi, kurtuluş müzesi gezilemiyormuş. ama isterseniz koşuşturabiliyorsunuz bunların arasında. onu öğrendik.

her şeyden öte ulus'a ne kadar haksızlık yaptığımı, ankara'yı aslında doğru düzgün görmediğimin farkına vardım. hiç olmazsa 15 saat süren bu koşuşturma sonucunda planladığım ankara gezimin neyi kapsayıp neyi kapsamayacağının kararını vermiş durumdayım :)


yukarıdaki foto ile gezimizin bir alakası yoktu. ama nevruz kutlaması yapılırken karşıma gelen kareyi çekmek durumunda kaldım. neticede gezdiğimiz yerleri barındırıyor. sanki ankara değil de ne bileyim avrupadan bir yer. dikkatinizi çekerim fotoğrafı az çok güzel kılan şeylerin hepsi devlet binası :) yukarıda tepedekiler etnografya müzesi ve resim heykel müzesi. onun altındaki devlet opera balesi, su zaten gençlik parkı. bir de devlet kötü der bazı densizler! :)


31 Ekim 2009

tayfa bandista

29 ekim cumhuriyet bayramımızın son gününde devletimizin bize bahşettiği tatil gününü evde temizlik yaparak geçirdik ilkay'la. benim motivasyonum haftasonu kıçımı serip yatabileceğim üzerineyken ilkay'ın ki o geceki bandista konseriydi.

gün boyu süpürürken, silerken, yıkarken, durularken evde bangır bangır bandista çaldık. geceye hazırlanalım diye :). eee bu sene onca konser verdiler. hem ankara'da hem de istanbul'da gitmeye heveslendik çok kez ama gidemedik bir türlü. bu kez kaçırmayacaktık ve hakkını verecetik konserin. ne de olsa sezonun son konseriymiş...


neyse. bir sürü fotoğraf çektik. ama her zaman ki bahanemiz de hazır: çok kötü ışık vardı!!!

15 Ağustos 2009

nefes



kesk eylemi sonrası tolga'yla buluşup karnımızı doyurmak üzere nefes'e gittik. bari iç mekan denemeleri yapayım dedim. az çok oldu. ama şu ışıkla baş etmeyi hala öğrenebilmiş de değilim...

10 Ağustos 2009

kızılay


aslında hiç bir özelliği olmayan bir fotoğraf ama benim için önemli bir fotoğraf. hacıbektaş'a gidişimiz öncesi ali ve ilkay'ın yoldan önce yemek üzere tavuklu sandviç yaptırıp gelmelerini bekliyordum kızılay'da aylak aylak. bu ana kadar fotoğraf makinesini böyle tanımadığım bir topluluk içerisinde ve özel günler haricinde çantısından çıkarmamıştım. cesaret ya mustafa diyerek makineyi çıkardım. kızılay meydanının ve güven parkın birbirinden gereksiz 8-10 kare fotoğrafını çektim. ve öğrendim ki ilk 2-3 kareden sonra insan rahatlıyor ve de makinenin objektifi topluluk içerisinde pek müsait olan zoom yapma olanağına sahip değil. en yakın zamanda...

/ 31 tem 09