uzun aradan sonra merhaaba. "blogların sürekliliği için haftada 1-2 entry girilmelidir" kuralını ihlal ettim. koptum. geri gelmektir niyetim. zaten ne oluyorsa oluyor da bu yaz ayları pek bi eziyetli geçiyor blog için. neyse ki bir sürü bahanem de var. ev taşıdım. araba aldım. bizimkileri ağırladım. ve de bu colorado bahsi gerçekten çok sıkıcı. neyse ki kafamda toparladım azıcık. bu hariç iki başlık sonra ve bitti, işte bitti! çığlıkları atacağım. ne sıkıcıymış burası, ne sıkılmışım burada. mart ayının üstünden asır geçti, ben hala sıkılıyorum oraları düşünürken...
mekan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mekan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16 Ağustos 2011
13 Şubat 2011
Me siento afortunado (ottawa part III)
kanada ile ispanyolcanın gram alakası yok. hem başlığımız çok dilli olsun diye hem de ispanyolca öğreneceğimi millete duyarayım da bir taahüt olsun diye ispanyolca oldu başlık. evet, çocuğum olacak ve evet, ben yine bir okula kayıt yaptırdım (annem babam duymasın!). efendim bu seferki macera ankara üniversitesinde :)
günlerden pazartesi. ve biz asıl geliş amacımızı icra etmek üzere yoldayız. ilk gün ya, bizim için çok yoğun bir program hazırlanmış. hava daha güzel, daha fotografik. ama biz çalışıyoruz. normal şartlarda mesai saatlerimi tükettiğimin masamın 8-9 bin km ötesinde.
25 Kasım 2010
aile saadeti
yanlış anlaşılma olmasın. aşağıdaki hareket birine küfür etmek için yapılmadı. aslında küfür edilecek kişi konusunda bir sıkıntımız da yok gerçi.
bu bizim serhat'ın en sevdiği pozu :)
bizimkilerle beraber ankara'da kısa geziler yaptık. yaptık yapmasına da pek zor oldu aslında. kararım kesindir: en yakın zamanda ehliyet -ve mümkünse araba- alınacak! yoksa olmuyor. hep ankara'ya gelenleri gezdirme sıkıntısı içindeyiz zaten (malum ankara işte -tuba duymasın!) bir de var olan yerlere kafamız estiğince gidip gelemiyoruz. neyse ki ankara'ya daha yeni yeni ayağı alışan bizimkileri götürecek şimdilik bir kaç yer vardı...
13 Mart 2010
antioch
konu bütünlüğü olsun diye kasıp duruyorum ama yazacaklarımı da günden güne unutuyorum. en iyisi parça parça olanları burya not düşmek. ne demişler, aklımda duracağına blogumda dursun...
iyi de bu karmançorman konuya nasıl bir başlık fotoğrafı yüklemeli diye az düşünmedim değil. en iyisi bir dükkanın camında gördüğüm bir afişi kullanmak. bu afişin özellikle antakya için tasarlanıp tasarlanmadığı hakkında en küçük fikrim yok. ama antakyalıların bu afşi pek sahiplendikleri söylenebilir. çünkü bir çok yerde rastladık buna. üzerinde öyle ya da böyle la ilahe ilallah yazıyor. yani allah'tan başka tanrı yoktur. almancasında da neredeyse aynı; tek tanrıya inanıyoruz. sanırım diğerleri de bu minvalde. gördüğümüz afişlerin kimisinde türkçe olarak hepimiz tek tanrıya inanıyoruz yazıyordu. yukarıda afişte ise haç, davud yıldızı ve hilal'in arasında abraham yazıyor görüldüğü üzere. efendim bu bildiğimiz (hz) ibrahim'dir. ve bu tek kitaplı dinlerin tümüne dinler tarihi literatüründe abrahamic dinler denir. yani köken olarak ibrahim'e dayanan dinler.
3 Ocak 2010
hasan paşa hanı & deliller hanı
işte karşınızda en baştan beri deyip durduğum hasan paşa hanı. yakın zamana kadar bu han bu işlevde değilmiş. içerisinde esnafın ve kahvehanelerin olduğu metruk bir binaymış. şöyle bir elden geçirmişler ve şimdiki hüviyetine kavuşmuş. artık içinde esnaf çay içmiyor; gelen gidenler çay içiyor. turistik bir mekan olmuş şimdi. biz eski halini bilmediğimizden haliyle bu halini gördük; sevdik..31 Aralık 2009
timeo hominem unius libri
beytepe'ye burcu'nun yanına giderken üniversite kampüsünün ortasında bir anıt görmüştük. altında da "timeo hominem unius libri" yazıyordu. şu demekmiş: "tek kitaplı insandan korkarım". yüzümüzde bir tebessüm kimimiz gerçek anlamıyla sadece tek kitabı olan/okuyan insan anlamını çıkartırken kimimiz tek kitaplı (dine inanan) insan anlamını çıkarmıştı. ne olursa olsun güzel ve büyüleyici bir söz..
diyarbakır'ın bizim için orta yeri olan hasan paşa hanının altında, daha doğrusu mahseninde, bir kitapçı var. yukarıda görünen kitapçı. inanılmaz güzel. kitapların istanbul'un marketimsi yerlerinden çok buralara yakıştığını düşündük. ankara kitapçıları da bir ayrıdır hani! neyse. oradan fotoğraflar efendim...
diyarbakır'ın bizim için orta yeri olan hasan paşa hanının altında, daha doğrusu mahseninde, bir kitapçı var. yukarıda görünen kitapçı. inanılmaz güzel. kitapların istanbul'un marketimsi yerlerinden çok buralara yakıştığını düşündük. ankara kitapçıları da bir ayrıdır hani! neyse. oradan fotoğraflar efendim...kalkan balığı
kalkan balığını göstermeden önce şunu demeliyim ki -belki daha önce de demişimdir- diyarbakır'da yön duygusunu kaybetmek hiç de zor değil. bizim gezdiğimiz eski kent bir de biz surlar etrafında dolaşırken sisler altındayken bu iş iyice çetrefilleşiyor. dediler ki diyarbakır yıllardır böyle sis görmemiş. bizi mi bekliyordun yahu!? ne adam gibi kent silüeti fotoğrafı çekebildik, hadi onu geçtik şehri şöyle doğru düzgün göremedik surlar üzerinden.31 Ekim 2009
tayfa bandista
29 ekim cumhuriyet bayramımızın son gününde devletimizin bize bahşettiği tatil gününü evde temizlik yaparak geçirdik ilkay'la. benim motivasyonum haftasonu kıçımı serip yatabileceğim üzerineyken ilkay'ın ki o geceki bandista konseriydi.
gün boyu süpürürken, silerken, yıkarken, durularken evde bangır bangır bandista çaldık. geceye hazırlanalım diye :). eee bu sene onca konser verdiler. hem ankara'da hem de istanbul'da gitmeye heveslendik çok kez ama gidemedik bir türlü. bu kez kaçırmayacaktık ve hakkını verecetik konserin. ne de olsa sezonun son konseriymiş...
gün boyu süpürürken, silerken, yıkarken, durularken evde bangır bangır bandista çaldık. geceye hazırlanalım diye :). eee bu sene onca konser verdiler. hem ankara'da hem de istanbul'da gitmeye heveslendik çok kez ama gidemedik bir türlü. bu kez kaçırmayacaktık ve hakkını verecetik konserin. ne de olsa sezonun son konseriymiş...

neyse. bir sürü fotoğraf çektik. ama her zaman ki bahanemiz de hazır: çok kötü ışık vardı!!!
15 Ağustos 2009
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

