odtü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
odtü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mayıs 2013

hıdrellez '13

malum mevsim konser, bayram, şenlik, etkinlik mevsimi. poposunda karıncalar oynaşan bünyeler için hafta sonlarını etkinliksiz geçirmek sümme haşa mümkün değildir. ben hayatımın hiçbir döneminde 'etkinlik insanı' olmadığım halde böylesi insanların peşine takılmakta da bir abes görmedim. takılan yalnız ben olduğum sürece! şimdi yanımızda bacak boyunu bulmaz bir çocuk, etkinlik insanıymış gibi yapıyoruz :)


ankara'da bilinen ilk hıdrellez şenliğine gittik (bu arada ben hıdırellez diye biliyordum doğru yazımını. hangisi doğru emin değilim. bildiğim tek şey ederlezi buralarda bilinen ve kullanılan bir kelime değil. artistik yapmayın!). mesele konsere gitmek değildi elbet; neşe'yi idare etmekti. öğlen 2'de başlayıp gece yarısına kadar sürecekti konserler. korktuğumuz az buçuk başımıza geldi. yine de pek uyumluydu yavrucak! ortama benden daha çok uydu bile denebilir aslında...

28 Eylül 2012

tripkronik



gezintilerimiz. bir konu işgal etmeyeceği için değil de buradaki diğer gezilere çok benzemedikleri için burada ayrıca ve toplu halde duruyorlar. yine bol bol neşe var. arada da can sıkıntımız. toparlıyoruz işte...

27 Temmuz 2012

şöyle serin serin



ne biçim bi sene geçiyorsa bu sene?! kışın ankara dikmen'de -25 ölçüldü. kar-don trafiği birkaç kez sıhhiye'den eve gelebilmeme izin vermedi -ki normal şartlarda 15-20 dakikadır. yıllık ritüelimden birisi haline geldi artık dikmen yokuşlarını o kar kıyamette tırmanarak eve gelmek. kaç kez arabayı otoparkta mahsur bıraktık, hatırlamıyorum bile. belediyeyi 2 kez arayıp allahaşkına şu bizim sokağın yokuşunu bi küreyin dediğimi hatırlıyorum ama. şimdi de -27/7/12- ankara'da 40 C'yi yaşıyoruz. ne güzel ne güzel. tam bu zamanda içim serinlesin azıcık diye o kıştan bir günü koyayım buraya. belki de bizim kızı anneannesine ilk terk edişimiz, uzun zamandan sonra ilk yalnız kalışımız. tarih: 5 şubat 2012, yer: eymir...

7 Ocak 2012

eymir & tolgacan


eymir'e özel davet üzerine gittik. şimdi bizim tolgacan'ın çalıp ettiği bir grubu var. arada toplaşıp eymir'de yiyip içip çalıp söylüyorlarmış. tolgacan'ın doğum gününde de çalacaklarmış. bizi de çağırdılar sağ olsunlar...


6 Ocak 2012

75-300mm

bilirsiniz, hep bir zoom lensim olsun da kendime yetecek kadar kuş fotoğrafı çekeyim diyordum. tamron 75-300mm f:4/5.6 macro'yu fiyatı düşmüş görünce bir arkadaşın da gazına gelip aldım hemen. sonuç tam bir hayal kırıklığı. 'kendime yetecek' kelimesini her kullanışım çok bilinçliydi. adam gibi kuş fotosu için en az L serisinin 70-200'üne geçmek gerektiğini biliyorum. tabi ki doğal hedef aynı serinin100-400mm'ü. en başta azçok diyordum ama. çok ama çok başarısız bir lens olduğuna kanaat getirdim. haa ışık güzel olunca tripod kullanamdan dahi macro'da iyi sonuç verdiğini de gördüm. ama amaç kuş fotoğrafına giriş olunca hezimet. ya bu sevdadan vaz geçeceğim temelli, veya arabayı satıp o lensi alacağım...


ama lensin bana şöyle bir artısı oldu. atıl hale geçmiş bir bünyeyi bahaneyle araziye vurdu da az çok kendime geldim. gelmişim demek doğru sanırım. şimdilerde götümü  yerden 1 santim dahi kaldırmak istemiyorum. işte o nedenle eski fotoğrafları deşip duruyorum. bahaneyle eldekileri tüketiyoruz. yıl sonu bilançosu...


26 Ekim 2010

kısa bir odtü


düğün ertesi odtü'ye kahvaltıya gittik. sonra herkese evli evine köylü köyüne yaptık...




18 temmuz 2010

8 Temmuz 2010

elimde kalanlar - 1

uzun bir aradan sonra yine ben! gerçi 20 gün olmuş ama bloglama için uzun bir ara. neden bu kadar geciktim sorusuna verecek yanıtım "fotoğraf çekmiyorum da ondan" değil. fotoğraf çekiyorum yine, arada, sırada. yalnız şöyle bir durum oluştu. google analytics sayesinde siteye kimler neden gelmiş az çok görebiliyorum. son zamanlarda "grup yorum" konseri ile ilgili aramalar sonucu buraya gelmiş ve takip etmeye karar vermiş olan bir çok izleyici var. ve ben buraya ne koyacağımı o yüzden biraz şaşırdım. blogu yapmaya ilk başlarken çektiğimiz fotoğraflar üzerinden bir foto-günlük gibi bir şey olsun istemiştim. yani yediğimiz, içtiğimiz, gittiğimiz, katıldığımız, sinirlendiğimiz, eğlendiğimiz, güldüğümüz şeyleri fotoğraf üzerinden bellekte tutmaktı asıl amacım. ankara'ya mahkum bir çalışan olduğumuz için ve bittabi ankara'da ve ülkede olup bitenlere sadece seyirci kalamayacağımız için blogda bolca eylem ve foto-haber etiketli başlık oldu. bu biraz blogun gidişini kaydırdı. oysa bu blogu kafamda tasarlarken amatör fotoğrafçı olarak "sanatsal fotoğraf", "eylem fotoğrafı", "aile, eş, dost fotoğrafı" ve/veya "gezi fotoğrafları" diye bir ayrım yapmamıştım. yani hem gündem içinde ne hissetiğimiz olacaktı hem de eşin dostun düğünü sünneti, hem gezdiğimiz yerlerden anılar olacaktı hem de kedilerin zıpırlıkları. şimdi o yüzden gerginim. belli google aramalarından dolayı burayı takibe geçmiş kişilere "biz antakya'dayken ..." veya "biz bilmem nerede içerken ...." diye başlayan cümlelerle bizim kendi fotoğraflarımızı mı sunacağım?

maalesef öyle... blogun bir şekilde takip edilmesi hoşuma gitmiyor da değil tabi. gidiyor. ama yaşam da (yaşamım da) devam ediyor. kimseye bir şey vaad etmedim ama kendi kendime olay çıkardım. neyse, dostlar, ben devam ediyorum. günlüğe düşülmesi gereken notlarla...


uzun süredir düzenlediğim ama fırsatını ve bahanesini bulup da buraya koyamadığım fotoğrafları fotoğraf makinesine kavuşmamızın 1. yılı şerefine buraya eklemeye başlıyorum... konu, kişi, mekan ve zaman bütünlüğü yoktur....


27 Mayıs 2010

leman sam ve biz


devrim yürüyüşü sonrasında leman sam konseri. buradaki fotoğrafları seçerken habire leman sam şarkıları aklıma düştü. sesim çok güzel heba olmasın sağda solda diyerek şarkıları hep içimden söyledim. sonra sustum, leman söyledi. ilkay'a dediğim gibi kafamın içinde radyo istasyonları fink atıyor (ona göre diş dolgularım kapıyordur belki frekansları. oysa benim diş dolgularım metal değil :) )..

marsis konserinde gerçekten çok eğlenmiştik. ama leman sam bir başka. kendi şarkılarını söyledi, kızı şehnaz sam "commandante che guevera" ile milleti coşturdu, arada ankara havaları çaldılar, en son da zülfü livaneli şarkıları ile konseri bitirdiler. daha ne olsun? haaa leman sam şahnaz'ın yanında şevval'i de getirse çok memnun olurduk tabi. seneye inşallah... benim için bu seneki şenliğin en güzel konseriydi...

23 Mayıs 2010

devrim




bahar şenliğinin 3. günü. geleneksel devrim yürüyüşü ve 'devrim' stadının sahasına mumlarla 'devrim' yazılması. bu kadar 'devrim' demişken, artık 'devrim' kelimesi spor medyasında bile korkulmadan kullanılıyorken (ve buna yol açan bursaspor harbiden de ülke futbolunda bir devrime imza atmışken) bu konu başlığı başka bir şey olamazdı. 

saat 17:00'de projeyi gerçekleştirmek üzere tribündeki yerimi aldım. 17:04'de başlayan çekimler 20:26'da bitti. bu arada 440 fotoğraf çekilmiş. bunlar moviesalsa programı ile 10 fps olacak şekilde birleştirildi. ilk time lapse denemem. aslında istediğim tam olarak bu değildi. mesela havanın kararışını, ışığın gidişini de vermek isterdim. ama ilk denemde aperture-priority ile ve otomatik iso'da çekince bu pek mümkün olmadı. manuel çekim yapmak gerekiyor. aslında time lapse için 15-20 fps daha uygun ama o zaman da insanlar hiç belli olmuyordu. en iyi sonucu böyle aldım. bunda da gökyüzü belli olmadı. ama na'palım bir dahaki sefere...

21 Mayıs 2010

marsis




marsis! tolga sayesinde tanıdığımız, tanıştığımız harika grup! 13 nisan akşamı odtü bahar şenliğinde stad konserindeydiler. dinlemek başka şeymiş, izlemek görmek başka şey. ilk dinlerken herkes gibi ben de kazım'ı dinliyormuş gibi olmuştum. hatta ilk tepkim, yalan yok, 'kazım taklitçisi' olmuştu. nedense iyi yapılan her işi öncekilere tahvil etmek gibi bir hastalığımız var. ne büyük haksızlık! bu, bütün raggae sanatçılarını bob marley'e benzetmeye benziyor. bunu marsis'i dinleyene kadar anlamamıştım. en başta yaptığım haksızlığı tüm utancımla birlikte geri alıyorum. size en fazla yine kazım'a referansla 'kazım'ın takipçileri' denir ki bu sizler için ve bizler için gurur verici bir şey olsa gerek....


10 Ağustos 2009

sunshine tolga

beytepe'deki tkdk sınavından çıktım. beni sanki kızını şehre öss sınavına girsin diye getiren köylü bir babanın şefkatiyle bekleyen ilkay'la beraber beytepe'ye küfredip durduk. gidecek vasıta koymayı düşünememiş koskoca okul. otostop çektik. aynı sınava girmiş bir veteriner hekim (umarım kazanmıştır) bizi odtü'ye kadar bıraktı. tolga'yla buluştuk. sunshine'da saatlerce oturup gevezelik ve aylaklık ettik. işte orada tolga'ya çekilen profil fotoğrafı adaylarından biridir şu üstte görünen fotoğraf :) yakışıklı adam canım...



/ 26 tem 09

odtü

tkdk sınavına girmeden bir hafta önce sabahın köründe odtü yollarına düştük ilkay'La. çatıda güzel bir kahvaltı sonrası ben binlerce sayfalık notlarıma, çaya, kahveye ve tonla sigaraya gömülürken ilkay hanım keyif çattılar ve fotoğraf çektiler. arada ben de bir kaç kare çekmişim işte...

bu benim ilk (ve sanırım tek olacak) makro denemem. napalım. eldeki malzeme bu kadar. malzeme: 18x55 bir lens, karınca ve ahşap masa :).

ahanda ben ders çalışıyorken :)

.
çatının malum kedileri masalardan yine birşeyler dileniyorlardı. şu salak kediyi o kadar çağırdım sosisle ama gelmedi. dilendiği masadan da kıçına şaplağı yiyip kovuldu salak!
.




bisiklet yığını. arkadaki sağlam olan da aynı akıbeti bekliyor sanırım...

.

sağ-sol çatışması yok, faşist terörist var...
antalya akdeniz üniversitesinde anlında zülfikar dövmesi olan sakalı bol aklı kıt bir herif aleni bir şekilde öğrencilerin üzerine silah doğrultup 4-5 el ateş etti. medyada sürekli dönen bu görüntülerden sonra herif bulundu ve tutuklandı. haaaa sonrasında ne mi oldu? yanıt: tahliye...



/ 18 tem 09