burası için hayvanat bahçesini doğru düzgün gezemedik. rehberimizin "soho londra için neyse, broadway new york için neyse, georgetown da dc için odur" demesi yetti. hemen gittik. güya gidiş nedenimiz eşlere güzel hediyeler alabilmek. sanki ucuz olsun diye habire mcdonalds'a burgerking'e kapaklanıp duranlar biz değilmişiz gibi..
abd usa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
abd usa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Mayıs 2012
d.c. zoo
işte dc gezimin en müthiş hadisesi olabilecekken en büyük düş kırıklığım olan hayvanat bahçesi. bari gitmeyelim adam gibi gezmeyeceksek? işte o koşuşturmadan bir kaç kare..
26 Mayıs 2012
dc sokakları
şimdiye kadar bir şekilde gittiğim yurtdışı kentlerinde turistik yerlerini en çok gördüğüm yer washington dc oldu galiba. hem rehber eşliğinde anıtları vs. gördük hem de ucundan kıyısından müzeler turu yaptık. ama benim için asıl olan o kentin sokaklarıydı her zaman. o nedenle 1. new york 2. toronto ve 3. prag kentlerini unutmayacağım. burada da çıkıp turlama şansım yok değildi aslında. ama nedense canım istemedi. üşendim. eş dostla sohbet etmek, onlarla daha sıkı tanış olmak daha güzel geldi gözüme. ısrarla reddettim. pişman da değilim aslında çünkü şu anıtlar vs. hariç dc dediğin yer diğer abd kentlerinden çok da fazlası değil sanırım. işte burada bir yerden diğerine giderken çektiğim fotolar. tamam yine dolaşmak güzel olurdu olmasına da çok da özel olmazdı.. sustum. isteyenler için devamı aşağıda. hepsi 16x9 ve dijital manüplasyon.
25 Mayıs 2012
müzeleri koşturmak
müzeleri gezmeye değil de görüp geçmeye devam ediyoruz. iyi ki hepsi aynı bölgede! iyi ki 12 mplik iphonelarımız var. allahıma bin şükür. şimdiki istikametimiz resmi adı smitshonian ulusal amerikan sanat müzesi ve sonrasındayine smithsonian doğa tarihi müzesi. işte o koşuşturmadan...
11 Mayıs 2012
smithsonian national air & space museum
burayı gelmeden önce biliyordum çünkü bu müze kendi çapında bir efsane. washington dc.'ye gelenler beyaz sarayı görmeseler de olurmuş ama burayı görmezlerse katiyen olmazmış! buranın ne kadar güzel olduğunu şöyle anlatayım: burada o sıkışık programımıza rağmen 3 saate kadar durabildik. hadi diğer müzeleri de görelim diyemediler bile. gerçi zamanlarının bir çoğu müze hediyelik dükkanında geçti. ama dükkan gerçekten çok iyiydi. nazarımda müze kadar ilginçti. müze şimdiye dek hayatımda gördüğüm en sağlam müze/sergi diyeyim siz anlayın gerisini.
9 Mayıs 2012
marine corps marathon 2011
dc'de son günümüzde takıldık bir bilenin peşine koştura koştura geziyoruz (!). buna gezmek denirse. adam bir önceki gün sordu nereyi görmek istersiniz diye. seçenekleri duyduk. hepsini! dedi yetkili kişimiz. biz de normalde biri 1-2 gün gezmesi sürecek müzelerin tümünü tavaf etmeye karar verdik. gözümüz deysin, önünde iki foto çekinelim de eşe dosta hava atalım kabilinden. ayrıntıları sonra nasılsa tutamayıp gevelerim burada, ama demem odur ki gezecek bir tayfaya ihtiyacım var benim. şöyle dur dedin mi duracak, ye dedin mi sıçıncaya kadar yiyecek, iç deyince ölünceye içecek bir tayfaya. çoluk çocuk da olsun ama gezelim be!
ulaşımımız pek kolay olmadı çünkü o gün (30 ekim 2011) marine corps marathon varmış. bizim otelin de olduğu arlington'dan başlayıp dc'de biten, katılım ücreti 90$ olan ve geliri amerikan askerleri ve ailelerine aktarılacak olan bir etkinlik işte.. avrasya maratonunu bu sene mutlaka göreceğim deyip hep kaçıran ben hayatımın ilk maratonunu abd askerleri için koşanları izleyerek görecekmişim. baht!
5 Mayıs 2012
dc'de 2-3. günler
başlık bulamadım. sözün özü: dc'de etkinliğin gerçekleştirildiği otelde kaldığımız için daha çok insanlarla vakit geçirdim. her birine sonsuz teşekkürler. sayelerinde bufalo da yedim jumbo karides de hatta istiridyeli italyan usulü makarna da :) alkole düşkün olduğumu düşünmüş olsalar gerek ki pek boş bırakmadılar beni. artık nasıl bir izlenim bıraktıysam :) . velhasıl kelam bi ilk gün gezdik, bir de son gün. bu fotolarda arada çektiklerim.
2 Mayıs 2012
washington turisti ben
o kadar uzun zaman olmuş ki buraya yazmayalı... blogger arayüzü değiştirmiş, bokum gibi olmuş. aradığım şeyi bulamıyorum. yani her değişim karşısında afallayan ve o değişimin kötü olduğunu düşünen kişi gibi ben de alışıncaya kadar google'ın blogger'ını değiştirip duranlara saydırıp duracağım... ama yazmamamın sebebi blogspot'un istediğim gibi bir arayüzü olmaması değildi. çift yıllarda başımıza gelen uğursuzluklardan yine başımız döndü. fırsat bulamadık. 2012 son çift yıl olsun bunca bela için..
washington dc'ye gidip geleli de çok oldu. hatırlamıyorum. sadece gittiğimiz yerler neresiydi onu hatırlıyorum. oysa bir sürü hikaye de duymuştum buralar ile ilgili. hatta yalan yok dinlerken 'bloga yazarım da şık durur' diyordum kendi kendime. yoksa washington'un gidilecek yerleri diye bir aranıp taransa aynı fotoğraflar çıkacak. o zaman da benim buraya yazıp durduklarım "işte ben buradaydım"ı ispattan öte gitmeyecek. ama ben buradaydım, bu doğru. bir farkla turist olarak...
26 Şubat 2012
welcome to arlington
bilmem kaç saat uçakta zaman geçirdiniz. havaalanında sınır muhafızlarının onca ilgisine mazhar oldunuz, hem de gereksiz yere. iri kıyım bir şoför sizi bir limuzinle alıp otelinize götürdü. deli gibi açtınız, bir şeyler yiyip yattınız. gece uzun uzun başucunuzdaki telefon çalıyor. inanmadınız ilk başta. sonra baktınız durum ciddi. ahizeyi kaldırıp ... ne dersiniz sahi? ben bulamadım. sustum kaldım. ecnebi bir memlekette biri sizi yatağınızın başında hep duran ama hiç kullanmadığınız bir telefon marifetiyle rahatsız ederse, ve uyku gözünüzden ve dahi götünüzden akıyorken, telefonu nasıl açarsınız? karşı taraf ses verinceye kadar bekledim. adımı söyledi inanmadım. aksanı harika! bir daha söyledi. len, dedim. bu bizimkilerden biri. dedi ki anonsu duyuyor musun. hayır. aç kapıyı dinle, dedi. koridorda boğuk bir ses. asansörden. bu bir tatbikat değildir. asansörü kullanmadan katları boşaltın. oldu!
en başta umursamadım ne yalan söyleyeyim. ciddi bir şey olsa daha ciddi bir şekilde uyarırlardı herhalde dedim kendi kendime. lobiyi aradım. ses seda yok. eleman ingilizce bilmiyor ya, ciddi bir şey yok uyu sen, dedim vurdum kafayı yastığa. yarım saat sonra eleman yine aradı. lobiden. nasıl becerdiyse. itfaiye geldi. herkes aşağıda in istersen, dedi. durum ciddi. makineyi aldım çıktım. arlington'da ilk gecem. yangın var!
26 Ekim 2011
washington d.c.
yola düştüm. bu kez yönüm washington d.c. ben oradayken occupy d.c. hareketi bu denli kitleselleşirse geri de dönmem haberiniz olsun. aldırırım kızımı, karımı yanıma, hippi mippi yaşar gideriz evelallah...
10 Eylül 2011
3 Eylül 2011
denver I
denver'dan son kare'ler...
16th street mall. denver'ın merkezi aktivite mekanı. gündüzleri bomboş, geceleri canlı olan bir cadde. bu canlılığı denver standartlarında "canlılık" olarak düşünmeli. cıngıllı olsa da aslında boş bir cadde. bir istiklal, kadıköy değil, hatta ankaramızın yüksel caddesi heç değil!
17 Ağustos 2011
ulu manitu
(önce not: fotoğrafları düzenleyip buraya koydum. yazmaya üşendim, taslak olarak kaydettim. ben öyle sanıyordum daha doğrusu. yazısız vesairesiz "sehven" yayınlanmış. ooops! pardon!)
konferans-otel arası gidip gelirken bari bir yerlere gidelim kabilinden yola düştük. gitmesi kolaydı da dönmesi pek zordu. malum ulaşım sorunu. otel resepsiyonu taksi çağırıyor, orada sorun yok ama gittiğimiz yerden nasıl döneceğiz onu hiç hesaplamamıştık. azıcık rocky dağlarına tırmanalım, manitou spirngs'i old colarado'yu görelim dedik.
16 Ağustos 2011
colorado springs revisited
uzun aradan sonra merhaaba. "blogların sürekliliği için haftada 1-2 entry girilmelidir" kuralını ihlal ettim. koptum. geri gelmektir niyetim. zaten ne oluyorsa oluyor da bu yaz ayları pek bi eziyetli geçiyor blog için. neyse ki bir sürü bahanem de var. ev taşıdım. araba aldım. bizimkileri ağırladım. ve de bu colorado bahsi gerçekten çok sıkıcı. neyse ki kafamda toparladım azıcık. bu hariç iki başlık sonra ve bitti, işte bitti! çığlıkları atacağım. ne sıkıcıymış burası, ne sıkılmışım burada. mart ayının üstünden asır geçti, ben hala sıkılıyorum oraları düşünürken...
3 Mayıs 2011
fuckin' colorado springs
colorado'da konferansa katılacağımız bilgisini aldıktan sonra heyecanlanmadım desem yalan olur. hatta ilk düşündüğüm şey, gayet ahmakça, "new york'a, chicago'ya, seattle'a, san francisco'a, new orleans'a herkes gider, mühim olan kimsenin gitmediği, gitmek istemeyeceği yere, ne bileyim idaho'ya iowa'ya minnesota'ya wyoming'e maryland'a gitmek" dedim. gezginiz çok havalıyız, o halde amerikalının kendisinin bile gitmediği yere gitmeliyiz. aslında yozgat'a gideceğini öğrendiğinde mutlu olan salak bi isveçli turistten hallice değilmiş durumum. gidince öğrendim.
aslında gitmeden umudum kırılmıştı çünkü gugıllıyorum gugıllıyorum bi bok çıkmıyor. varsa yoksa rocky dağları. başka da bi şey yok. olsun! gidilecek ve görülecek! havan batsın emi! eşşek gibi gidecen zaten görev yazısı eline tutuşturulduktan sonra. ama keşke herkesin bana dediği gibi keşke gördüklerim yanıma kar kalsaydı, keşkeoralarda bir daha 1 km yol almasaydım birlikte, keşke... neyse...
1 Mayıs 2011
bu ne yaygara
6 ay geçti üzerinden neredeyse. işte kanada'dan niagara şelaleleri.
benim için kanada'nın sonudur her anlamda...
20 Mart 2011
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)