foto-haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
foto-haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2014

tematik roma II

(yazdıkça yazasım geldi. bence sadece fotoğraflara bakın :) )

işte ikinci bölüm. cestius piramitini zorunlu ziyaretimiz sonrasında yönümüz kolezyum, flavianus amfitiyatrosu. gezmek için değil, yolumuzun üstünde diye. ilk planımıza uysaydık santa maria in cosmedin'e uğrayacak sonra circus maximus'u boydan boya geçip kolezyum'a varacaktık. olmadı. çok daha aşağıdan geldik. 


circus maximus bir hipodrom. burayı gördükten sonra insan afrodisias'ın değerini daha çok anlıyor. orası neredeyse tamamen ayaktayken burada tek bir şey kalmamış desek yeri. bakınız bu blogda:  afrodisias . benimki sadece görmek yönünde bir istekti. kendimizi antik roma temalı bir diğer roma gezisine saklıyoruz ya :)

6 Şubat 2014

sırtçantalıların bangkok'taki kabesi khao san


iki gündür bangkok'ta deliler gibi yürüyoruz. hele bugünkü tapınaklar gezisinden sonra vücudumda ağrımayan kas yok. artık bir thai masajı hak ettik. aklımda tabii ki yemek de var. o müthiş thai mutfağına dadanmadan hiç gidesim yok. bugün ikinci gün ama şu ana kadar mcdonalds varyetleri dışında bir şey yeme şansımız olmadı. ama bugün sözüm söz. yürüme hattımız wat pho'dan geriye doğru. demokrasi meydanına doğru gideceğiz ve khao san. bir sokak. yolu bangkok'a düşen bitli öğrenci tayfanın mekanı. hosteller, ucuz masaj salonları ve ucuz ama leziz yemekler mahallesi.

(bu biraz darmadağın bir konu oldu. aynı bangkok gibi. bu başlık altında çok ağır gevezelik yaptım haberiniz olsun)

27 Eylül 2012

antropokronik

elimdeki fotoğrafları eritme konusunda hedefime çok yaklaştım. artık her sene yaptığım gibi buraya bir türlü konamayan ama hep aklımda kalan fotoğrafları allem edip kallem edip buraya koyacağım. sonra ne yaparım hiçbir fikrim yok.


hadi başlıyoruz. geçen sene kurban bayramı. 1 haftalığına salihli'deyiz. 6-13 kasım 2011 tarihleri arasında hem kurban bayramı, hem düğün hem de mevlüt yapıyoruz. etnografik şölen :)

14 Haziran 2010

grup yorum 25. yıl konseri

grup yorum 25. yıl konseri yapacaktı da biz gitmeyecektik!? hiç mümkün mü? neredeyse iki ay önceden yapılmış planlar bazen aksıyacak gibi oldu, bazen gaza geldik 10 otobüs gidecek gibi olduk, ama işi nihayete erdirip  inönü stadının tribünlerinde yerlerimizi aldık.


yorum konseri için en büyük motivasyonlarımdan birisi de hiç şüphesiz o kalabalığı, coşkuyu fotoğraflamaktı tabi. amma velakin bu salak adam -yani ben!- fotoğraf makinesini gün boyu sırtında taşıdım. hem de o istanbul'un vıcık vıcık sıcağında. ama neyi farkettim dehşet içinde? fotoğraf makinesinin şarjı yoktu. şarj edilmediğinden değil, bataryayı tümden evde unutmuşum. aradım taradım ama taksim'de istiklal'de tek bir canon bayisi bulamadım. paraya kıyıp alacaktım bir battery grip. ve muhtemeldir ki hayatımda bir konserde karşılaştığım ve muhtemelen karşılaşacağım en kalabalık kitleyi -55,000 kişiyi- kaçırmış oldum. bundan ötürüdür ki buradaki fotoğrafların (ve videoların) hiçbiri benim değil. o değil de, istanbul'a gitmeden tripodu götürsem mi götürmesem mi diye ikircikli kalmıştım. götürsem çok hoş olacakmış gerçekten de. sırtımda çanta, elimde fotoğraf makinesi, yanımda tripod, batarya evde! çok salağım çok. 

"makine iyi ki yoktu da adam gibi konser seyrettin" dedi ilkay. konser seyredilen bir şey midir yoksa dinlenen bir şey midir bilmem ama bu kez ilkay haklı sanırım. buyrun:

2 Şubat 2010

forza tekel!!


tekel direnişinin aldığı desteği anlatabilmek için sadece bunun tribünlerdekilere yansımasına bakmak yetecek aslında. hani hep "futbola siyaset bulaştırmayın" diye garip bir söylem vardır ya, hani siyasetin zaten futbola ölümüne bulaştığını farkedemeyen hatta gizleyen söylem, bir hayli rahatsız bu gidişattan. önce basit bir önermeyle başlamak gerekiyor: 'bir toplumsal eylem tribünlerin çoğundan destek alıyorsa, o eylem sonuna dek gider'.


tekel direnişinde de durum farklı olmadı. daha önce de farklı taraftar gruplarının siyasi mesajlar veren sloganlarına, pankartlarına, eylemde arzı endam edişlerine şahit olmuştur bu gözler. bunun belki en açığa çıkan örnekleri -şimdiye dek- tezkere meselesinde ve filistin meselesinde sergilenmişti. ne mutlu ki (bazı) taraftar grupları tekel direnişine de aktif destek veriyorlar.


5 Kasım 2009

lévi-strauss göçtü...


lévi-strauss ölmüş! 100 yaşında hatta 101 yaşından bir ay önce!

adamın bu güne dek hala yaşıyor olduğundan bihaberdim. levi-strauss öyle böyle bir efsane değil hani. bırak adamın öldüğünü yaşadığına bile ihtimal veresi gelmiyor insanın. o derece yani...

adamımız en kısa haliyle yapısal antropolojinin kurucusu. böylelikle bir yandan modern antropolojiye diğer yandan yapısalcı teorilere yol vermiştir. bu adamın hala yaşadığına bundan inanmak zordu ya! antropoloji doğmuş, çeşitlenmiş ve can çekişen bir 'bilim' haline gelmişken, yapısalcılık işlevselcilikle ateşli bir ilişki yaşadıktan sonra fenomenoloji ve lingüistik gibi meyveler vermişken, ve bununla yetinmeyen hain torun postyapısalcılık hayata tutunmaya çalışırken kendi çukurlarına girip girmemeye karar verememişken bu adam hala yaşıyormuş. garip!!

levi-strauss ilk alan çalışmasına brezilya yerlileri arasında 1938'de başlamış. yani her evde ampullü radyonun, manyetolu telefonun olmadığı dönemde :) aslında hukuk ve sosyoloji okumuş olan bu abimiz alan çalışması sonrasında ortaya öyle baba bir eser koymuş ki akademik camiayı baya sarsmış. kimisi buna milat derken kimisi de teorilerine altyapı buldukları için sevinmişler. o denli yani...


(devamı var :) )