25 Kasım 2010

şuursuz taraftar


bizimkiler buradayken en zoru tabi ki serhat'ı eğlendirebilmekti. elimizdeki kısıtlı imkanlarla üzerime düşeni yaptım tabi. ama bana serhat'ın zamanı nasıl geçirmek istediğine dair üretkenliği pek işime yaradı, onu da itiraf etmem gerekiyor. yine de bu üretkenliğin genellikle şöyle bir sonucu var: yapılacak tüm aktivite diğer insanları da kapsıyor, asla ve asla serhat'ın sadece kendisini kapsamıyor. bir çok şeyin üstesinden kolaylıkla gelmesini sağlayan sosyal becerileri bizim de iki unutulmaz gece geçirmemizi sağladı. serhat'ımın uğruna maaile taraftar olduk...



olay örgüsünü kaçırmayalım.

1- serhat'ın canı sıkılır her zamanki gibi

 
2- dedenin keyif içinde maç izlediğine şahit olunur ve bu keyfe ortak olunmaz mı diye düşünülür.


3- dayıdan minimum taraftar malzemeleri talep edilir ve dedenin izlediği maça doğrudan müdahale edilir. büyük ihtimalle eniştemle gittiği digiturk maçlarını izlediği kahvelerden öğrenilen "ulen öyle oynanır mı?", "o topa öyle mi girilir ayı!", "şerefsiz hakem" gibi gayet masumane laflar yavaş yavaş dozu arttırılarak küfür eşliğinde ortaya savrulur.


4- küfür dozunun artmasıyla birlikte bir level atlanır ve formalar giyilir.

o gün maçın bitmesi holiganın ilk gününün bitişine işaret eder. ertesi gün millet müze sokak gezerken potansiyel fanatiğimizin tek gündemi vardır. o da o akşamki maçtır (maçın kimle kim arasında olduğunun bir önemi yoktur)


5- ertesi gün yemekten kimseyi kaldıramaz fanatiğimiz. yine nazı anneannesine geçer. anneannesiyle giyin kuşanır da maçı beklemeye başlar.


5½- anneanneye de pek yakışır fanatiklik :)




6- en sonunda bu yüce taraftarlık bilinci tüm ev ahalisinin gözlerini yaşartır. onlar da giyinip kuşanıp bu şölene dahil olurlar.


7- envai çeşit tezahüratla apartman inletilir...


8- şuursuzluk tavan yapar. nedeni de şudur: taraftar grubu gençlerbirliği renkleriyle donanmıştır. ama desteğini trabzonspor'a yapmaktadır çünkü serhat bu dayısının da diğer dayısı gib trabzonsporlu olduğuna hükmetmiş, biraz da ona yaranmak için trabzonspor için bağırmaktadır. arada beşiktaş'a küfredilmektedir. ama televizyondaki maçta ne gençlerbirliği, ne trabzonspor ne de beşiktaş vardır :) sadece maçtır işte...



bu taraftarlık olayı bir illet gibi herkese nükseder. en başta gayet yerli yerinde tezahüratlar eden grup yavaş yavaş fanatizme kayar -ki bu olay yukarıdaki grup fotoğrafında görülmektedir. hadi o hareket serhat'ın en sevdiği poz da ablama ne olmuş öyle? çok kaptırmış kendini çookkk...


9- sonra karşı koltukta hala maç seyretmeye çalışan dedeye musallat olunur. karşı cephede diye kendisine o ana kadar laf edilen beşiktaş atkısı takılır.


10- ve mutlu son. şamataya en sonunda dede de dahil olur. mutlu mesut ama karma ve bu yüzden anlaşılmaz bir grup haline gelinir.

geceden çıkan tek sonuç vardır:
her koşulda futbol güzeldir, ama taraftarlık daha da güzeldir :)

not: fotoğrafların neredeyse tümü o gün bu görevi üslenen ama şamataya da dahil olan tuba tarafından çekilmiştir.

28-29 temmuz 2010

1 yorum:

akakiyeviç dedi ki...

M-Oil reklamlı formaları ve atkıları görünce hep o efsane sezon gelir aklıma...