25 Ekim 2011

yollarda (czech version)


brno'dan prag'a doğru giderken...



tren güzel şey. bisiklet de güzel ama onunla bir ülkeyi gezmek için sabır, para ve yeterli kas gücünden çok zaman gerekiyor. o şartlar da henüz benim için hala oluşmadı. bu sene az lasın oluşuyordu ama bizim ufaklığın geleceği tuttu da kaldı işte o iş. gidenlerin bisiklet günlüklerinin okumakla yetiniyoruz şimdilik.

ne diyordum? ha, tren. çek cumhuriyeti iyi geldi bu tren seven kişiye. gerçi yemek vagonu olsaydı, orada rakı servisi olsaydı ve de demlenirken lafın belini iki kıracak birileri olsaydı, tam "deyme keyfime olacaktı. yoktu. ama tren yine de güzeldi. gördük çekistan'ın kırsalını..



bir kaç defa üstünden geçtiğim avrupa'nın şimdi orta'sında olmak zaten güzeldi de, yukarıdan gördüğüm o yeşil coğrafyanın iki gözümle teyit edilmesi daha da güzeldi. bozkırın ortasında yaşıyorum len ben! en yakın doğal orman kaç saat ötemde benim! dağılın lan!!!



işte en ağaçsız hali buydu. tabi bunda mevsimin de etkisi büyük. bu mevsimde bizim haymana ovası dahi yeşil olurdu heralde. aylardan nisan. yok olmazdı. surely.



daha önce kanada'da yol fotoğrafları çekme şansım olmuştu. bu keyifli ancak bir o kadar da sinir bozucu bir iş. belki bunun üstesinden gelmenin en iyi yolu araba kiralamak, canının istediği yerde durmak. çünkü burada ne karşılaşacağını bilmek imkansız. hele ki bu ormanla dolu coğrafyada. çıktı mı basacaksın arka arkaya. belki bir kadraj güzel olur.


çocukların futbol oynadığı sahaya bakar mısın allah aşkına?



tahminimce her köyün futbol sahası var! o kadar çok gördüm ki bunlardan (ve bu bücürlerden). nedved tabi ki buradan çıkacak!  --gerçi bizde de arda var :)



seviyorum ulennn treni..





keşke buraların nereleri olduğunu not düşebilseymişim bir yerlere. gerçi hiç de gerek yok. özel değil ki. her kasaba aşağı yuları böyle bir foto veriyor zaten. bakmayın siz benim çok güzelmiş gibi bu fotoları buraya koyup durduğuma. benimki görgüsüzlük. nerde görsün bu gözler anadolu'da böyle kasabaları (garaylan tolgacandan biz gördük güzel köy demelerini bekliyorum).


odak kaçarsa ne olur? sütçü beygiri kaçar.. her sette var olan anlamasız - gereksiz fotolardan bu sete ait olanı. sütçü beygiri. ama odak modak yok...




gel de hayal kurma! ben de istiyorum böyle ormanlar içinde böyle bir evde yaşamayı.


bu ağacın cinsini bilen? çok korkutucu...


ormanlar siz içinden geçen bir trenin koridorunda eliniz deklanşördeyken çok iyi fotoğraf vermiyorlar. farz edin ki ağaçlardan oluşan bir tünelin içindesiniz. aradaki açıklıklardan fotoğraf çekebilirsiniz. ama ne çıkarsa bahtınıza. işte bu koşullarda o ormanları az çok gözteren fotolar size muhteşemmiş gibi gelmeye başlıyor. mesela şu üsttekinde az çok ormanın nasıl göründüğü var ya, bir de benim istediğim bir diğer ev, o bana yetiyor işte. yok ışık patlamış, ışık koşulları mükemmel değilmiş. geçiniz anam. öyle fotoğrafları bisiklet turunda çekersiniz ancak..




bu meraya takmışım. ineklere de :)


ama şuna bir bakın ya.. mera, inekler, traktör (ilkaaayyyy!!!), futbol sahası, kilise, kulube, orman. kompozisyon be yaaa :)



hmm geldik sarı tarlalara. o zaman çok merak etmiştim. sonra google'ın kapatacağını ilan ettiği buzz'da aliço'nun paylaştığı bir fotoğraf sayseinde bunun kanola olduğunu öğrendim. büyük bir gizem çözüldü. şimdi söz ilkay'da. size kanola'nın ne işe yaradığını anlatacak..







yolda manyak gibi sosyalizm aradım da durdum. oysa ki hiç sevmem sosyalizmi. hele ki çeklerin o güleryüzlü sosyalizmini ezip geçen sscb sosyalizmini. yukarıda şans eseri yakaladığım bir depo. askeri araç dolu. ama hepiciği haşat. tahmin ediyorum da bunlar o arayıp durduğum sosyalist dönemden. gözlerimle gördüm kızıl yıldızı, orak çekici. işte altta da var o 'sosyalizm'. sanki kapitalistlerde hiç termik (veya nükleer) santral yok gibi her iğrençliği sosyalizme yamamış kafam. bu da kapitalizmin zaferi.




türk kafası! bacaya çiçek resmi yap. o şey temiz, hoş, şirin görünsün..



her tren istasyonu gibi güzel prag istasyonu da...

28 nisan 2011

Hiç yorum yok: